Erol Karayel
Bu makale,
21 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul’da düzenlenen
“Geçmişten Günümüze Kafkasların Ticareti”
Başlıklı Uluslararası Konferansta tebliğ olarak sunulmuştur.
Kafkasya, jeostratejik konumu ve doğal zenginlikleri ile tarihin bilinen bütüncül emperyalist güçlerin iştahını kabartmıştır.
Kafkasya, tarih boyunca en kötü günlerini Rusya’nın bu bölgeye yönelik işgal girişimleri ile birlikte yaşamıştır. O toprakların binlerce yıllık geçmişi olan yerli halklar, uğradıkları saldırılar ve uygulanan gayri insani politikaların sonucu bugün yok oluşun kararlılığına kavuştu.
Bir zamanlar Moskova dağınık vaziyette yaşayan küçük Rus hanlıklarının birleşerek Kazan’ı işgal ediyordu 1552 senesi Rusların bir devlet olarak tarih sahnesine çıkışları aynı anda. Daha sonra kurulan Rus devletleri, takip eden 400 yıl hükümdarlığı altında bulundurdukları toprakları tam 36 kat genişletmiştir. Buna göre bu yana görev alan tüm Rus yönetimleri hep aynı istikamette çalışmışlar, Rusya topraklarını daha da büyütmeyi hedeflemişler; bunların zamanında yönetim de dahil.
Rus yönetimleri bu süreçte işgal edilen toprakların sakinlerine hızlı bir şekilde mümkün olmayan zayiatlar verdirmiştir. Kafkas halkları da bundan payını almıştı, özellikle 19’uncu yüzyılın başlarından itibaren emsali görülmedik ağır saldırılara maruz kalmıştı. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı…ayırmadan tüm insanlarla yaşamın ortadan kaldırılması maksadıyla yerleşim birimlerini hedef alan saldırılarda sivil halk katledilmiş, altta yatan hukuki boyutu ortaya çıkacak şekilde görülebileceği şekilde soykırım suçu açık bir şekilde irtikaplanmıştır.
Saldırılardan bozulmayla ortaya çıkan Kafkasyalıların hayatta kalanları da yurtlarından sürülerek ikinci bir soykırma tabi tutulmuştur.
Hakikat bu iken, Kafkasyalılar’ın uğradıkları muamele uluslararası edebiyatta hala doğru bir şekilde isimlendirilmemiş, sürekli görmezlikten gelinmiştir. Kafkas halklarının geçmişte uğradıkları ve hala muhatap tutuldukları musibetin mer’i uluslararası hukuktaki adı “Soykırım” ve “İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suç”tur.
Biz bu tebliğimizde, geçen yüzyıllarda Kafkas halklarının geneline karşı işlenen suçun uluslararası hukuktaki vasfının “soykırım suçu” “insanlığa karşı işlenmiş suç” olduğundan ve bu suçların bugün de en kaba şekliyle sürdürülüyor olmasına dikkat edilecek; Kavramların doğruluğu ve yerinde kullanımının önemine işaret eder.
çünkü yıllar geçmiş, soykırımının açtığı yaralar kabuğu çıkarmak yerine daha da derinleşmiştir. Anayurdumuzda buna bağlı olarak ortaya çıkan ve bugün artık patlama noktasında gelen sorunlar ulusal gerçekçi ve kararlı çözümler beklemektedir. Bu yolda ulaşım sağlayabilmek için de özellikle terminolojiyi doğru oluşturmamız gerekiyor.
Bu kısa girişten sonra, önce “soykırımı”; daha sonra “insanlık suçu” kavramlarını irdelemeye geçebiliriz.
1. SOYKİRİM
Geleneksel’da kavim mana gelen genos ve Latince’de öldürülen manasına gelen “Cid”(caedere) köklerinden türetilen soykırım (:soykırım) öldürme etimolojik anlamı “kavim öldürmek”tir. Ruanda Uluslararası Mahkeme Statüsü Savcısının deyimiyle soykırım “suçların suçu” dur .
Kavramı kristalize eden uluslararası sözleşmeler ve mahkeme cezalarının statülerine bakıldığında, ilk kez 1930’lu yılların ortalarında Prof. Raphael Lemkin tarafından kullanılan soykırım tabirinin sadece öldürülen fiillerini kapsadığını görmüyorsunuz. “Soykırım” kavramı uluslararası hukuk metinlerinde kapsamlı iki yerde tanımlanmış ve düzenlenmiştir.
1. Soykırımın önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme
2. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü
Soykırımın bir devletler hukuk suçu olarak kabulünde, 2. Dünya Savaşı’nda Almanların işgal altında tutulduğu uzun süreli giriştikleri eylemler ve Yahudilerle, çingeneleri toplama kamplarına gönderip, bunların çoğunu yok etmelerinin dünya çapında yarattığı tepkinin büyüklüğünde rol oynamıştır. Bu tepkiler ilk meyvesini Nüremberg Ceza Mahkemesi’nde vermiş ve mahkeme yollarında insanlığa karşı suçlarla cezalandırılmıştır. Nürnberg mahkemelerinde belirli olarak savaş suçlularının yargılanması ve cezalandırılması, bu şekilde genişletilmeden önce yazılan bir metne istinad edilmediği için, suçların ve bilhassa cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine bazı itirazlara yol açmıştır.
Bu yargılamaların ardından, daha 1930’lu yıllarda bu konunun = = işlemş olan Prof. Raphael Lemkin’in de çabalarıyla “soykırım” kavramının içeriği ve sınırın ihlal edilmesi meselesi gündeme geldi. Ve bütün bu çalışmalar 9 Aralık 1948 tarihinde uluslararası katılımlı “Soykırmanın önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmeyi” doğurmuştur. 12 Ocak 1951’de sözleşme imzalandı. (EK-1)
1.A SOYKIRIMİN ÖNLENMESİ VE CEZALANDIRILMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME
Uluslararası bir hukuk metni haline gelen “Soykırımın önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”, her şeyden önce soykırımı, BM ruhuna ve amaçlara aykırı, ister savaş zamanında ister barış zamanında işlenmiş olsun, bir devletler hukuk suçu olarak kabul edilmiş ve bu suçu önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt etmiştir (md.1).
Bunun yanında, insanlığın böyle bir musibetten kurtulması için uluslararası bir işbirliğinin gerektiği konusunda da mutabakatın yapıldığı yer.
Sözleşmenin 2. maddesinde soykırım sayılacak eylemler şu şekilde sıralanmıştır:
“ İşbu Sözleşmede jenosit, milli, etnik, ırki veya dini bir grup, kısmen veya tamamen imha amacıyla, aşağıdaki fiillerden herhangi birinin irtikap edilmesi demektir:
a) Grup üyeleri katli;
b) Grubun zararına ve melekelerine ağır teminat zarar sözleşmesi;
c) Grubun, vücudundaki varlıkların kısmen veya tamamen yok edilmesi sonucunu doğuracak hayat şartlarına kasten tabi tutulması;
d) Grup içinde doğumları sekteye girecek;
e) Bir grubun kısıtlanması, diğer bir grubun zorla nakledilmesi”.
Sözleşmenin 3. maddesiyle cezalandırılacak dolgular sayılmıştır. Bunlar:
“ a) Jenosit;
b) Jenositi irtikap için anlaşma;
c) Jenositi irtikap için doğrudan doğruya ve alenen teşvik;
d) Jenosite’nin;
e) Jenosit suçunda ortaklık”.
Sözleşmenin 4. maddesinde ise arızalara ilişkin düzenleme vardır. Buna göre soykırım suçunda, başarısızların, hükümet ricalinden olması, memur veya sivil olması ayırımı yapılmadan cezalandırma yoluna gidilecektir.
Sözleşme 5. maddesiyle taraf devletlere bir bildirimde bulunulmaktadır. Buna göre, taraf devletler, sözleşmelerin tazminatlarını sağlamak üzere, kendi anayasalarına uygun olarak gerekli yasal düzenlemeleri almayı ve bilhassa soykırım ve 3.maddede bulunan bulan fiilleri işlemekten, ölümcül olayların etkili cezai yaptırımları yasalaştırmayı taahhüt etmektedirler.…
Soykırım suçunu ikinci uluslararası hukuki belge Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’dür.1.B ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ STATÜSü
17 Temmuz 1998 tarihinde Roma’da kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü (UCMS)’nün 5. maddeyle soykırım suçu mahkemesinin yargı yetkisine dahil edildi.Statü’nün 6. maddesi soykırım suçunu düzenlemektedir. Buna göre:
“ Soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal, dinsel veya bunlara benzer bir grup yok etmek amacıyla işlenen fiillerdir.
a) Grup kullanıcıları
b) Grup üyelerine bedenen veya manen ciddi şekilde zarar bildirimi
c) Grubun yaşam verilerini kasten, onun kısmen veya tamamen fiziksel imhasına sebep olacak değişiklikleri zorlaştırma. (Ki 13-31 Mart 2000 ve 12-30 Haziran 2000 tarihlerinde New York’ta yapılan toplantılarda Statü’de yer alan suçların belirsizlerini içeren bir metin hazırlanmıştır. Bu metinlerde “yaşam koşulları” ibaresinin, sınırlı kaydıyla, hayatta kalmak için olan tasarrufları, beslenme, hizmetlerden ayrılmak veya kişilerin ya da insanlardan kovulmalarını içerir.)
d) Grup içinde doğumları önlemek için öğrenmeke) Bir grup yer alan kişi başka bir grup nakli
Uluslararası Ceza Mahkemesi Statünün 25 (3) (b) maddesine göre soykırım suçu işleyen ya da işlemeye sarılan birine bu suçun işlenmesini emreden, suça teşvik eden veya tahrik eden herkes soykırım suçlusudur.
Ayrıca 23 (3) (e) maddesinin bulunmadığı da bir yerde doğrudan ve alenen diğerlerini soykırım suçu işlemeye kışkırtması da soykırım suçu oluşur .
Statünün 25 (3) (c) maddesine göre bir başkasının soykırım suçu işlemesine veya işlemeye teşebbüs etmesine yardım eden, cesaret veren herkes soykırım suçlusudur .
25 (3) (f) maddesi soykırım suçu işlemeye yeltenen herkesin soykırım suçlusu olduğunu belirtir.
2. İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLAR
“ İnsanlığa karşı işlenen suç” kavramının ilk kez bir uluslararası metinde bütün unsurlarla yer almasına, yine 8 Ağustos 1945 tarihinde Londra tarafı olan ABD, Fransa, İngiltere ve SSCB tarafından kurulan Nüremberg Uluslararası Askeri Mahkeme Statüsü’nde rastlanmaktadır. Nürnberg Statüsüne, “insanlığa karşı işlenen suçlar”ın eklenmesinde amaç, savaş suçlarına ilişkin geleneksel formülasyonun Naziler’in gerçekleştirdiği birçok eylem cezasız bırakmasıydı.
Sonraki yıllarda Yugoslavya ve Ruanda’da ceza mahkemelerinde insanlığa karşı işlenen suçların vasfı daha da götürülmektir.
17 Temmuz 1998 tarihinde Roma’da kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 7. maddesi, insanlığa karşı işlenen suçun işlendiği zaman konusunda savaş zamanı-barış zamanı ayrılmadan ayrılmadan bir tanımlamaya tabidir:
“ Bir sivil halka karşı genel veya sistematik bir giriş biçimindeki saldırılara 1 bağlı ve bu saldırıların bilincinde olarak işlenen aşağıdaki fiiller insanlık suçudur:
a) Adam öldü
b) Toplu yok etme 2
c) Köleleştirme 3
d) Halkın sürülmesi veya zorla nakli 4
e) Uluslararası hukukun temel ilkelerine aykırı olarak hapsetme veya fiziki özgürlükten başka bir yapının ağır bir biçimde yoksun bırakılması
f) İşkence 5
g) Irza geçme, cinsel köleleştirme, fuhşa zorlama, hamileliğe zorlama, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkta diğer cinsel zorlamalar
h) Siyasi, ırkçı, ulusal, etnik, kültürel, dinsel ya da şeytani sebeplerle, ya da uluslararası hukukta kabul edilemez olarak benimsenen evrensel başka düzenlemelere bağlı olarak herhangi bir grup veya belirlenebilir bir topluluğa zulmetme 6
i) Kişilerin zorla kaybetmesi 7
j) Ayırımcılık suçu 8
k) Fiziki bütünlüğe ya da fizik ya da ruh sağlığına ağır kayıplara ya da büyük acılara saklanmış olarak sebep olacak diğer insanlık dışı eylemler”
3. KAFKAS HALKLARINA YAPILANLAR MI?
Uluslararası metin hukuklarında yer alan bu tanımlamalara göz attıktan sonra her çıldırma belgesinde o günlerin patlamalarının ağzından -ki bolluk Rus’tur- aktarılan onlarca örnek yazılabilir, üzerlerinde tek tek tek yorum yapılabilir. Bu da yazmamızı kitap hacmine çıkarmamızı gerektirir. Biz bu yola Kafkas halklarına reva görülen muamelelerden bazı örnekler vererek yukarıda sıraladığımız suçların hangileriyle örtüştüğünü bulmayı ise sizlere bırakacağız.
* 1848 yılında yayınlanan “Kavkaz” isimli gazetenin 23 sayılı nüshasında yazıyor: “ çar generalleri, dağlık arazilerde gerçekleştirdikleri ceza operasyonlarında, önüne gelen her şeyi imha ediyor, yakıyor, yıkıyor , yağıyorlardı .
* Aynı ideallere hizmet eden ve 1812-1826 yılları arasında Karadeniz Bölgesi Birlikleri Komutanlığı’nı yapan General Volosof sadece 1822 yılında 17 büyük, 119 küçük çerkes köyünü tamamlanmıştır. Operasyonların tarifesi, ayrı ayrı halktan arındırmaktır. Nitekim bir Rus şovenisti olan PP Korolenko 1874’de yayınlanan “çernomortsi” isimli = = Vlasov’u överken dönemde yazmaktadır: “1825 yılı boyunca bizim müfrezeler Kuban ötesini ezip geçiyorlardı ve dağlıların köylerini yok ediyorlardı .
* Rus Tarihçi YD Felisin ise Kafkasyalılara yapılan “Kubanskiy Sbornik” Dergisi (cilt 10, sayı 164)’nde şöyle anlatılıyor: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha etmek için atlara çiğnettik , sonunda bir harebeye dönüştü.”
* Yine 16 Ekim 1833 tarihinde Kafkasya’da savaşan Baron Rozen’in, Harbiye Vekili A.İ.çernişev’e yazdığı, ”Natuhaçlar, Şapsığlar ve Abzehler, bizimle uğraşmaya yemin etmiş olanlar… Onlarlaane aktarımlarını başarmak mümkün olmayan bir … bu şekilde yok etmek yapmak ” sözlerini pek yorum yapmak gerek bırakmıyor dostlar.
* Tarihçi, yazar ve Kafkasya Uzmanı olan Platon Zubov, “ 1834 Kafkas Bölgesi ve Rusya’ya ait toprakların tanıtımı” adlı eserinde şöyle diyor: “çeçenler, haydut, hırsız, hain, son derece cesur, korkusuz, kararlı, zalim, kibirli, alaycı, gururlu ve kontrol edilemeyen insanlardandır .
* Asker olarak Kafkasya’da bulunan ünlü Kont Lev Tolstoy ise şöyle yazıyor: “ Köylere gece kalıyornda dalıvermek adet konumundaydı .
* Rus Tarihçi Zaharyan ise işledikleri soykırım suçunu açıkça itiraf etmektedir: “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık . Köylerini yıktık. Bir çok halkın başlangıçta yok edild i…”
Özellikle Sisianov, Bulgakof, Yermolov, Kosarev, Velyaminov, Emmanuel, Vlasov ve Zass gibi çar generalleri yerli halka karşı işlenen soykırım suçunun o dönemdeki icracıları ve Dayanışmalarını devlet politikası olarak gerçekleştirmişlerdir.
*çar döneminin şoven tarihçelerinden RA Fedayev “Kafkasya Mektupları” (1865) adlı kayıtlı olarak açıkça şöyle yazıyordu. “Kuban ötesi dağlılarının toprakları devlete ihtiyaçtır, kendilerine ise hiçbir gerek yoktur .”
* Dağlılara karşı savaşan M.İ. Benyukov hatıralarında (Russkiy Arkhiv, S.Petersburg, Kitap, Sayı:1-2, sayfa 435) , “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili ısı derecelerinden sorumlu Kont Yevdomükov’un Kafkasya’daki savaş bitiminin, dağlıların denizin karşı karşıya kaldığı kovulmasıyla mümkün olabileceğin inandığını , uzun süreli zamanseler dahi çalıştırdıkları ve tehlikeli oldukları, bu yüzden sayıca harcamaları ve yaşamalarından kalmaları için her yola başvurduğu yazmaktadır .
* çar yönetmeni Grandük Mişel’in 1864 Ağustos’unda Batı Kafkasya’nın bütün halklarına yaptığı “Bir ay boyunca Kafkasya terk edilmediği takdirde bütün halinde halk arp esiri olarak Rusya’nın muhtelif bölgelerine sürülecektir” duyurusunun ardından Kafkas toplumları Karadeniz kıyılarına sürüldü. Bütün bu dönemdeki Rus şovenizmi tarafından vatanlarından atılan Kafkasyalıların sayısı 2 milyon civarındadır ve bu bolluk fiyatını Kuzeybatı Kafkasya’nın sakinleri oluşturur; yani Adıgeler, Abazalar, Ubıhlar vd
* Yine belgeli ki bu hastalığın en az geç saatlerde elverişsiz şartlara uygun olduğu ilk bir kaç yıl içinde yollarda veya var oldukları yerlerde ölmüştür.
* 1864 Mayısında, Trabzon’daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve sakatlıktan kırıldı. Gemilerde olasılık alameti bulunan olursa denize atılırdı… 1858-1865 yıllarında 493 bin 124 kişinin gittiği Trabzon’da bir tek adam 30-50 cariye anında bulaşmıştı…’
* İngiltere’nin Trabzon Konsolosu Stevens ise, 24 Eylül 1864 tarihinde yayılan bir raporda Trabzon’dan karaya çıkan yaklaşık 220 bin kişinin 100 bin kadarınınmevcut olduğu ve kaydedildiğinden haberdar olduğu bildiriliyor. (Yani Trabzon Rus konsolosunun mayıs ayında 30 bin kişi olarak bildirdiği ölü sayıları Eylül ayında 100 bin kişi ortaya çıktı.)
.* ..Ve birleştirmeden arındırılmış Kafkasya’nın milli servetleri de emperyalist Ruslar tarafından hoyratça yağmalanmış, gasp edilen topraklara Kazak ve Rus sömürgecileri yerleştirilmiştir.
…
Yönetimler ve sistemler değişse de Rusya’nın Kafkasya’ya yönelik şövenist, soykırımcı politikaları hiç değişmedi.
Sovyetler döneminde tüm halkların aydınları ve milliyetperverleri gibi Kafkas halklarının aydınları ve milliyetperverleri de sudan sebeplerle yok edilmiş, soykırım cürümünün sürdürülmesi sürdürülmüştür.
* 1943-1944 yıllarında Çeçen-İnguşlar, Karaçay-Balkarlar, Kırım ve Ahıska Türkleri topluca Orta Asya ve Sibirya steplerine sürülmüş, berbat yaşam koşullarında nüfuslarının büyük bir bölümleri ölmüşlerdir.
…
* Yine de Federasyon döneminde, 1994’ten beri Çeçenistan’a bütün acımasızlığıyla devam eden saldırılar günümüzün somut soykırım suçlarıdır.
Son dönemde çeçenistan’a yönelik Rus saldırıları sonucu 42 bini daha ilkokuldan ayrılmakki çocuklar olmak üzere dörtte birini takip eden 250 bin sivil en barbarca öldürülmüştü.
20 bin kişi Rus askerleri tarafından evlerinden alınıp götürülerek yargısız infaza tabi tutuldu.
Çeçenistan’daki 424 köyden Rusların yaşadığı 3 kişi hariç 421’i havadan bombala enkaz haline getirildi.
400 bin insan komşu cumhuriyeti ve bölgelerde sığınmıştır.
…
19. yüzyılda, Orta Doğu’nun fethedilmesi, Hıristiyan koloniler ve Müslümanların Avrupa’dan atılması hususları Avrupa tarafından tarihin bir çoğunda görülüyordu. Rusya, Kırım ve Kafkasya’da yapılan katliamlar ve sınır dışı etmeleriyle özellikle 1862-1864 yılları arasında arzulanan “Etnik temizliği” sağlanıyordu. Bu dönemde, Mikhail Katkov gibi Slav milliyetçileri, “üçüncü Roma” gibi imparatorluk hırsları ve “sıcak denizlere ulaşma istekleri” gibi yaratmaya vurgu yapan “milli” mazaretler üretmiş, yönetimlere akıl hocalığı yaparken Rus Halkını da bu katliamlara hazırlamışlardır.
Günümüzde Putin’in yine aynı paraleldeki “Büyük Rusya” hayalleri bu eylemleri güdülemektedir.4. SONUç
Yukarıda saydığımız bütün örnek olay ve ifadeler “Soykırımının önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”nin 2’nci ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 6 ncı maddesinde “soykırımı sayılacak eylemler” olarak nitelendirilmiştir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 7. maddesinde bir sivil halka karşı genel veya sistematik bir biçimde girişilen saldırılara bağlı ve bu saldırıların bilincinde olarak işlenen dolgular bölümünde sıralanan insanlık suçlarının tamamı Kafkasyalılara karşı yinelenen icra edilmiş ve hala da yapılmaktadır.
Diğer belgeler bir aralıkta, yalnızca Rus arşivlerinde ve arşivlerinde mevcut, binlerce belge vardır.
….
Peki, 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’nin 150. yıl önceki olaylara da ünlülerini savunmak bir kayıt sayılmaz mı?
Sayılmaz.
Bir kere 150-200 yıl önceki olaylar bu soykırımın başlangıcı olup fasılalı olarak çürümeye kadar devam etmiş ve çeçenistan’da hala devam etmektedir. Soykırım sözleşmesinin giriş bölümünde “tarihin her döneminde soykırım insanlığa büyük kayıplar verdirmiştir” deniyor. Bu, çok sayıda hukukçuya dayanarak, sözleşme kabul edilmeden önce de soykırımların vuku bulduğundan; sözleşmenin soykırım diye yeni bir suç ihdas etmediğini; sadece mevcut bir suçun, kapsamının olduğunu, teyit edildiğini belirtiyor. Bu hukukçular bu nedenle sözleşmenin geriye dönük uygulanabileceği ileri devam ediyorlar.
Nitekim müttefikler, Nazilerin işlemlerinin suçuna karşı, daha önce uygulaması olmayan bir uluslararası mahkeme (Nürnberg Mahkemesi) sanıkları yargıladı. Bu bir tür geriye dönük uygulamaydı.
Mahkeme, Yahudileri yok edenleri ‘insanlığa karşı suç’ kavramına göre mahkûm etmesine rağmen, daha sonra sözleşmeyle sınırlandırılmış soykırımdan esinlenerek ‘Yahudi soykırımı’ kavramı kabul edildi. Almanya da buna itiraz etmedi. Bu da geriye dönük bir uygulamaydı.
Soykırım Sözleşmesi’nde geriye dönük uygulama konusunda açık bir hüküm bulunmuyor.
Bu kişilerin doldurmak için 1968’de ‘Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlara Zaman aşısının Uygulanmaması Konusunda Sözleşmesi’ oluşturuldu. Bunun 1. maddesi ‘işlenme tarihiyle ilişkisiz olmak üzere’… ‘1948 Sözleşmesi’nde tanımlandığı şekliyle soykırım suçuna zamanaşımı uygulanamaz’ diyor.
Peki, Kafkasyalılara karşı işlenen soykırım ve insanlık suçunu gündeme taşıyarak ne yapmak istiyoruz?
Öncelikle belirtmeliyim ki, Birleşmiş Milletler Teşkilatı zamanında tasarımıyla, adaleti sağlayan, insanlığa barış ve huzur gelmeye çalışan bir kuruluş hüviyetinde görünmüyor maalesef. Onun için fazla hayal kuramayız. BM’de veto yetkisine sahip 5 ülkenin birinin Rusya olması nedeniyle BM’den soykırımla ilgili bir kararın çıkabileceğini düşünemeyiz. (BM’den böyle bir karar alınabilmesi için öncelikle bu şekillerdeki bu adaletsiz politikaların revize edilmesi gerekir.)
Ancak Kuzey Kafkasya’da işlenmiş ve işlenmekte olan soykırım suçlarının üye birimlerinin birinin seçeneği ile(8.Madde) en az BM bölmesine taşınabilmesini;
Ayrıca çeçenistan’da hala bu cürümü irtikap eden ve çeçen gözenekli kökünü kurutmadan da vazgeçmeye yönelik görünmeyen Rus yönetiminin bir an önce durdurulması için BM dışında uluslararası bir ortamda basılması için parlamaları istenir.
Ermenilerle ilgili soykırım kararının Rusya Federasyonu Duması’nda kabul edildiği göz önüne alırsak, dünyanın yönetiminin ‘başka işlerinca işlendiğine inandığı’ soykırım suçları üzerinde çalışmak yerine, önce kendi kapısının önünü vererek, Rus devletinin ve insanların işlediği suçlar ile ekonomik mirasçısı olduğu zaman Rus yönetimlerinin soykırımlarının çalıştırılması üstlenerek, bu sayede yaraların çalıştırılması için temizlenmek/çalışmaya mecbur kalmak istiyordu.
Kafkasya’daki etnik cumhuriyetlerimizin düşürüldükleri nüfus zafiyetinin aleyhlerine kullanılmadan statülerinin çıkışlarını ve yasalarla güvencenin temelde alınmasını/aldırılmasını istiyoruz.
Ayrıca uyguladıkları soykırım politikalarıyla Kafkas halklarının varlığını sürdürmelerini kritik bir durumu düşürmelerin, milli varlıkları ve kültürümüzün faizini ve geliştirecek ciddi kritik destek vermesini/verilmesini istiyoruz.
Özellikle Kafkasyalı tarihçi ve diğer akademisyenlerden tüm ilgili bölge arşivlerini tarayarak, Kafkasyalılara karşı işlenen soykırım ve insanlık suçu belgelerinin tamamını toparlayarak uluslararası kamuoyunun önüne serilmesini istiyoruz.
Vatanından sökülüp atılan insanların torunları olarak anayurdumuzla bütünleşmemizin bölünmez bütün hukuki ve fiili engellerin hayatlarını, vatana dönüş desteği ve finansmanı istemeye hakkımız var ve artık bu hakkı ne olursa olsun kullanmak istiyoruz.Dip Notlar
1 Statü 7. 2 (a): Sivil halka yönelik saldırılar şeklinde insanlığa karşı işlenen suçların bir kayıt veya bir yardımın siyasi amacını takip eden veya bunu daha da yaygın amacıyla yapılabilir.
2 Statü 7.2 (b): Toplu yok etme; sivil halkın yaşam değişiminin niyeti olarak şiddeti artırmayı ve her durumda sivil halkın bir bölümündeki yaşamın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak yiyecek ve ilaç girişinin önlenmesini de kapsar.
3 Durum 7. 2 (c ): Köleleştirme; Gücün kişilerin üzerinde mülkiyet hakları sistemi ve özellikle kadın ve çocuk ticaretini içerir.
4 Statü 7. 2 (d): Halkın sürülmesi ve zorla nakli; uluslararası kurallara aykırı olarak yasal olarak bulundukları yerden sürülmesi veya diğer zorlayıcı işlemlerin kullanılarak oradan uzaklaştırılmasıdır.
5 Statü 7. 2 (e): İşkence den kapsamlı olarak verilen yasal olarak verilen cezaların kişide yarattığı acının dışında, gözaltında ya da sanığın kontrolü altında bulunan kişinin kasten fiziki ve manevi acılara, ıstıraplara sevk edilmesidir.
6 Statü 7. 2 (g): Eziyet, bir grup veya kişiden alınan kişiden temel haklarından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde mahrum bırakılmadır.
7 Statü 7. 2 (i): Kişilerin zorla kaybetmesi, kişinin hukukundan uzun bir süre uzak tutulması kastıyla saklanması veya siyasi yardımın emriyle, desteğiyle veya göz yummasıyla yakalanması, alıkonması veya kaçırılması ve devamında bu özgürlüğün engellenmesinin reddedilmesi veya bu yerde ya da akıbetlerine dair bir bilgimesidir.
8 Statü 7. 2 (h): Ayırmacılık suçundan anlaşılması gereken, insanlığa karşı suç olarak sayılan eylemlere benzer ağırlıkta olup örgütlenmiş sistematik bir baskı rejiminin sonucu olan eylemlerle, bir ırktan oluşan diğer ırk grubu veya genelinde bu rejimin sürdürülmesi amacıyla yapılan eylemlerdir.-EK-1
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, SOYKIRIMI SUCUNUN ÖNLENMESİ VE CEZALANDIRILMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME
Genel Kurulun 9 Aralık 1948 tarihli ve 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilmiş ve imza ve onaya veya katılmaya izin verildiği belirtilmiştir.
Yürürlüğe giriş: 12 Ocak 1951
BAŞLANGIç
Sözleşmeci Taraflar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 11 Aralık 1946 tarihli ve 96(I) sayılı kararında soy kırımın, Birleşmiş Milletlerin ruhuna ve isteklerina aykırı olan ve uygar dünya tarafından lanetlenen, uluslararası hukuka göre bir suç olarak beyan edilmeyen, tarihin her dönemde soya kırıldığım durumlar için büyükler meydana gelenni kabul ederek, insanlığı bu tür bir musibetten kurtarmak için uluslararası anlamda anlaştıklarında,
Madde 1
önleme ve cezalandırma görevi
Sözleşmeci, ister barış zamanında, savaş zamanında çalışsın, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettiğini soy kırımın uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit eder.
Madde 2
Soy kırımı oluşturan eylemler
Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grup, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soy kırım suçunu oluşturur.
Gruba mensuplarının olanların tedavisi;
Grubun mensuplarına ciddi teminat değişimleri veya kişisel zarar bilgileri;
Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlıkların ortadan kaldırılacağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirerek;
Grup içinde doğumları sürdürmek amacıyla almak;
Gruba mensuplarının çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;
Madde 3
Cezalandırılacaklar
Aşağıdaki eylemler cezalandırılır:
a)Soy kırımda bulunur;
b) Soy kırımda bulunulması için işbirliği yapmak;
c) Soya kırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtmak;
d) Soy kırımda bulunmaya teşebbüs etmek;
e) Soya kırıma iştirak etmek;
Madde 4
Kişilerin cezalandırılması
Soy kırım suçunu veya üçüncü maddeyi içeren fiillerden birini düzenleyenler, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler de cezalandırılır.
Madde 5
Uygulama mevzuatı
Sözleşme görüntüleri, bu Sözleşmenin tesciline etkililik kazındırmak, ve özellikle soy kırımdan veya üçüncü madde belirtilen fiillerden suçlu bulunan kimselere etkili cezalar ödemeni sağlamak için, kendi Anayasalarında kayıtlı usule uygun olarak gerekli mevzuatı taahhüt eder.
Madde 6
Soy kırım suçu ile suçlanan kişilerin yargılanması
Soy kırım fiilini veya üçüncü maddede belirtilen fiillerden birini çalıştıranlara ilişkin suç isnadı bulunan kimseler, suçun işlendiği masraflar Devletin yetkili bir mahkemesi, veya yargılama yetkisini kabul etmiş olan sözleşmeci görüntüleri açısından yargısız yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanır.
Madde 7
Suçluların iadesi
Soy kırım fiili ve üçüncü maddede belirtilen diğer dolgular, suçluların yerine getirilmesi bakımından siyasi suçlar olarak kabul edilmez.
Sözleşme görüntüleri bu tür olaylarda kendi başlarına ve yürürlükteki sözleşmelere göre suçluların iade edilmesi üstlenir.
Madde 8
BirleşmişMilletlerle işbirliği
Sözleşmeci Devletlerden hangi biri, soy kırım fillerinin veya üçüncü maddede belirtilen, hangi bir fiilin talimatları ve sona erdirilmesi için gerekli olduğu takdirde, Birleşmiş Milletlerin yetkili organları, Birleşmiş Milletler Şartı’na göre geçerli olmak üzere geçerli olan durumlar.
Madde 9
Sözleşmenin yorumlanması ve ödüllendirilmesi
Sözleşme kayıtları arasında, bu Sözleşmenin yorumlanması, kanıtlanması veya yerine sunulması ve ayrıca soy kırım fillerinden veya üçüncü maddede belirtilen fiillerin her hangi birinden bir Devletin sorumluluğu ile ilgili olarak ortaya çıkan anlaşmazlıklar, uyuşmazlıkların taraflarından birinin üzerine Uluslararası Divanı talep edilerek götürülür.
Madde 10
Orijinal metinler
Bu Sözleşmenin eşit ölçüde geçerli olan çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri 9 Aralık 1948 tarihinde değişir.
Kaynakça:
– Timuçin Köprülü, Arş.Gör, Soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve TCK tasarısı,http://www.law.ankara.edu.tr/yazi.php?yad=985
– Geriye değişebilirlik (2), Gündüz Aktan, Radikal, 10 Mayıs 2005
– N.Luxemborg, Terc. Sedat özden, Rusların Kafkasya’yı işgalinde İngiliz politikası ve İ.Şamil, Kayıhan yayınları, İstanbul, 1998.
– Ali Kasumov-Hasan Kasumov, Terc.Orhan Uravelli,çerkes Soykırımı, Kaf-Der, Ankara,1995
– Orgeneral İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958
– N.Berzeg, çerkes Sürgünü, Ankara,1996
– Antero Leitzinger, çerkes Soykırımı,