photoforum@inbox.ru
Adnan Arslan
tseyadnan@hotmail.com
“Udaner mastem yığogumç’e q’oşt.”
İplik iğnenin yolunu izler.
çerkes Atasözü
Uzun ve bezdirici bir sürecin sonunda nihayet yazma fırsatını yakaladık. çok önceden planladığımız ancak şimdi okuyacağınız yazıyla başlangıç yapma fırsatı bulduğumuz değerlendirme yazılarımıza başlıyoruz böylece. Haydi Bismillah!.
Gündemi yeterince takip edebiliyorsanız ve sizin de söyleyeceğiniz sözler varsa eğer yaşama ve yaşananlara dair; içinde yaşadığımız coğrafyada “hangi konuda ne yazsam?” diye düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Zira sadece yazılanların çizilenlerin değerlendirmesini yapmak bile haftalık periyodu fazlasıyla zorluyor..
Geçtiğimiz günlerde, cherkessia.net sitesinde yazan Sayın Mishe Berslan’ın ‘çerkesya Karşıtları (2)’yazısına mantıksal çerçevede bir itirazımız olmuş ve bunu yazılı olarak ifade etmiştik.
İlgili yazıyı, itiraz yorumumuzu ve diğer yorumları okumak isteyenler; http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=308 adresinden ulaşabilirler..
Temelde itirazımız, Sn. Berslan’ın “… çerkesya hareketinin milliyetçi hatta ırkçı bir çizgide olduğu iddiası yalan olduğu kadar çirkin bir iddiadır. …” şeklinde kurduğu cümle idi.. Yazar bu cümleyi kurmuş ve fakat yazının tamamına yakınında milliyetçiliği savunmuştur.. Cevabi yorumunda da çerkes Milliyetçisi olduğunu ifade etmiştir..
Efendim, işin sadece edebi yönüne takıldığımız zannedilmesin.. Ama edebi kısmı da önemli buluyoruz ayrıca.. Buradaki mesele, ‘hatta’ nitelemesinin kullanım yanlışlığı değil sadece.. Buradaki mesele, muhataplarının iddialarına karşı cümle kurarken, kişinin kendi iç tutarlılığını kaybetmemesi ve mantık dışı ifadeler kullanmaması gerektiğidir.. Eğer ‘yazmak cesareti’nde iseniz dikkatli olacaksınız, başka yolu yok bunun..
Biz de bu mantıksızlığa ve tutarsızlığa işaret etmek için (milliyetçi hatta ırkçı derken; milliyetçiliğin tek başına da çirkin bir iddia olduğu anlamı nedeniyle); “…Birbiriyle tümden zıt bu tür cümleleri nasıl kurabiliyorsunuz?.. Ve dahası bir karar verin.. Milliyetçi misiniz? Değil misiniz?..” şeklinde bir soru sorarak yorumumuzu tamamlamıştık.
Sonra ne mi oldu?
Yorumumuz üzerine, tanımadığım 1-2 kişiden çeşitli yorumlar geldi. Bunlardan ZemskySabor nickname’li arkadaşla epeyce de tartıştık. Yazıya gönderilen yorumlarda bu tartışmayı görebilirsiniz.. ZemskySabor -bana göre- konuyu farklı mecralara taşıyor ve bu durum konuyu esasta tartışmamıza mani oluyordu. Israrla, konunun esasına sadık kalınması gerektiğini vurgulamamıza rağmen ortaya atılan bazı isnatlara cevap vermek de kaçınılmazdı. Sonuçta olan oldu. Ana konu bir mantık hatası iken, “çerkesyacılık-BKcılık” mücadelesine inen bir tartışmanın göbeğinde bulduk kendimizi. Konu bu merkeze kayınca, dilimiz döndüğünce kendi penceremizden ve bizim gibi düşünenler olduğu gerçeğinden de hareketle kâh ‘biz’ diyerek, kâh ‘şahsi görüşümüzdür’ vurgusunu yaparak çeşitli açıklamalar yapmaya çalıştık. Yanlış algılamaları engellemek için olabildiğince çabaladık. Bizim açımızdan konu özetle, BK fikriyatına; yersiz, gereksiz, hadsiz ve temelsiz saldırı yapılmaması gerektiği idi. Ve samimiyetle ifade etmek gerekirse bütün açıklamalarımız da bu yönde gerçekleşti.
Burada üzerinde vurgu yapılması gereken bir başka nokta da şudur: çok basit: neyi, niçin savunacağınızı bileceksiniz.. Mikro ile makro ifadelerinin ‘i’ ve ‘a’ dan çok daha büyük anlam farklılıklarının olduğunu anlatmaya çalışanlara cevap verirken, hemen bu ifadeleri sıfatlaştırarak ‘siz mikrosunuz, biz makroyuz’ dendiğini zannetmeyeceksiniz.. Dahası ve en önemlisi okuduğunuzu anlamaya gayret edeceksiniz.. Başka yolu yok bunun..
Tartışmayı sürdürmek gereksizdi.. Tam, ‘bu konuda uzlaşamayacağımız konusunda karşılıklı uzlaştık galiba’ diye düşünürken ve konuyu yumuşak geçişlerle bağlama çabasında iken, yine olan oldu. Cherkessia.net sitesinin yönetim kademesinde yer aldığını ve kuvvetle muhtemel ‘çerkesya Manifestosu’nu kaleme alan kişilerden biri olduğunu tahmin ettiğim Hatko Schamis müstear isimli arkadaş, ‘çerkesya Yürüyüşümüz (2-3)’ başlıklı bir makale kaleme aldı. Kimisine hak verdiğimiz kimisine hak vermediğimiz fikirlerini okurken, sona doğru konunun yine BK’ya geldiğini/getirildiğini gördük. Diğer yazıya yaptığımız yorumlara atıfta bulunarak, bize ve bizim gibi düşünenlere aşağıdaki yorumları getirdi Sayın Schamis:
“… Sağı solu; hepsi kolkola girmiş, omuz omuza bize laf yetiştirmeye çalışıyorlar. Maşallah süslü püslü laf üretmede üstlerine yok.
Biz BK’yı bilmiyormuşuz; BK o değilmiş, bu değilmiş… “Kafkasyalıları ülkede değil, ülküde birleştirmek istiyorlar”mış. Bu ülkü, “özgür çerkesya” için Suriye’de ayaklanmak; “özgür Abhazya” için Türkiye’yi yakıp yıkmakmış…
Hikaye! Baktılar hayat her halkın kendi yolunda yürümesi yönünde akıyor, onlar da buna uygun konumlanmaya çalışıyorlar.
Sanki Amerika’da yaşıyorlar, sanki kendileri çerkes veya Abhaz değil! Peki arkadaş, bütün çerkesler veya Abhazlar sizin gibi düşünse kim “özgür Abhazya” nın veya “çerkesya”nın mücadelesini verecek? Siz kimsiniz ve kim “çerkesya” için savaşsın da siz destek vermek için sokaklara çıkasınız? Ne uyduruyorsunuz böyle? Milleti aptal mı sanıyorsunuz? …”
Merak edenler, yazının tamamına; http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=315 adresinden ulaşabilirler..
Hay Hak!..Şimdi..
Biz.. Esasta neyi anlatmak istiyorsa istesin, problem yaşadığınız, tartıştığınız her kişi ya da kuruluşa, satır satır karşı giydirmelerin hayli tercih edildiği günümüz tartışma kültürüne teslim olmayacağız.. Ortamı gerginleştirmeye ve olmayanı olmuş gibi göstermelere de tenezzül etmeyeceğiz.. Burada sıkıntı şu bizim için.. Biz ne demişiz, muhataplarımız ne demiş.. Şu yukarıda okuduğunuz satırların muhatabı olmak için hangi damara basmışız?..
Yukarıdaki suçlamalara zemin teşkil eden Mishe Berslan’a eleştirilerimizi ve devamındaki karşılıklı yorumları okumuş olabilirsiniz de olmayabilirsiniz de.. Ama anlaşılıyor ki, Sayın Schamis okumuş.. Damarına basılmış.. Basılmış ki, kendi safından gelen sataşmalara verilen yanıtlarla ilgili yukarıdaki satırları kaleme almış. Ancak görünen o ki, olayın gelişimini hiç sıkıntı etmemiş kendisine.
Biraz geri gidelim şimdi.. Zira, bu noktaya nasıl gelindiği önemli.. Tartışma esnasında karşı tarafa kurduğumuz bir cümle: “… Düne kadar çok farklı fraksiyonlarda mücadele eden toplama Cherkessia taifesi, Kafkasya’nın varlığı kadar eski özgürlük savunucularına nasıl olur da ‘avare kasnak’ diyebilir, şaşıyorum.. Bir kısmı enternasyonel solun devşirmesi Türk Solu saçmalığına –daha düne kadar- varlığını adayarak hizmet eden, bir başka kısmı çerkesler’in Ergenekonu olma mücadelesinin timsali yapılanmalarda –daha düne kadar- köşe kapmaca oynayan, bir başka kısmı çerkesler’in bekasının İsevi öğretiyle yükseleceği inancını taşıyanların değirmenine –daha düne kadar- su taşıyan, bir başka kısmı seçme Türk faşistlerine dahi taş çıkaracak kadar şoven –daha düne kadar ve halen devamla- takılan, bir başka kısmı içerinize sızmış ve değme yurtseverlere taş çıkaran yazılar yazan ama hangi gerekçeyle olursa olsun aidiyet duyduğu bünyeye geri dönüş yapabilmiş ve dönebildiğince dönen, diğer kısımları da geçmişte en az anlatılan kısımlar kadar ‘avare kasnak’ takılan kablo iletişimine sahip çerkesya Yurtseverleri dururken, mazisi Kafkasya özgürlük Mücadelesi’ne uzanan BK ve savunucuları ‘avare kasnak’ olacaklar…” İşte damara basılan an!.
Neden alarm durumuna geçildiği belli.. çok basit.. Nedeni yukarıdaki cümle.. Bunu kör de görür, sağır da duyar..
Peki daha öncesi.. Bu cümleyi kurduran etken nedir?.. İşte damara basılan bir önceki an: “… Sizin gibi gerçekten çerkes olan insanlarımızın, sağa sola savrulup avare kasnak gibi ömür tüketecekleri yerde, sine-i millettlerine dönmeleri, hem kendileri hemde halkları için en mükemmelidir.”
‘Nasıl laf koydum ama’ basitliğiyle, BK’ya ‘avare kasnak’ sıfatını uygun gören arkadaşlar, buna karşılık geliştirilen ‘toplama tayfa’ sıfatına, ‘… Ne uyduruyorsunuz böyle? Milleti aptal mı sanıyorsunuz?..’ diyerek mukabele ediyorlar ve yukarıda linkini verdiğimiz ikinci yazıyı kaleme alıyorlar.. Gerçi haklarını yememek lazım, sadece bizden bahsetmemişler.. Daha geniş perspektifte bir yorum getirmişler, kendilerine yapılan tüm eleştirilere.. Ama isterdik ki bize olan göndermeleri, alındıkları kısımla ilgili; yani ‘toplama Cherkessia taifesi’ ve devamındaki açıklamalara yönelik olsaydı.. İsterdik ki, öncelikle bu ifadelere karşı gelsinler; ‘Hayır öyle değil’ diyebilsinler.. Ama olmadı.. Başka tür itirazlar geliştirdiler.. Enteresan olan, eleştirileri anlamaya çalışmak yerine kişiler üzerinden BK’ya vurmak amacını taşıdığını düşündüğümüz çeşitli yorumlardaki gibi yine öze ilişkin hiçbir somut itirazda bulunmadılar..
Hatko Schamis’in uzun yazısını okuyanlar göreceklerdir ki yazıda, ‘anlaşılamama’ ya da ‘yanlış anlaşılma’ durumuna ciddi bir ‘isyan’ var.. Ve bu isyanla gelişen, bu isyanın işaret ettiği müthiş bir ‘dirayet’ ve ‘kararlılık’.. örgütçülük ve insanları bir arada tutma psikolojisi üzerine ders verir nitelikte ve bir o kadar da duygusal bir manifesto da diyebiliriz Schamis’in yazısına.. Yaşanan tartışmaları bir kenara koyarsak; bu isyan yazısının bazı bölümlerini anlamlı bulduğumu, Cherkessia sitesinin genel politikasının ve muhtemeldir ki ‘çerkesya Yurtseverleri’ hareketinin fikrî kompedanlığını da üstelenen Sayın Schamis’in -gereksiz saldırılar haricinde- bu cesaretli çıkışını takdir ettiğimi belirtmek isterim.. Pek tabii ki bu övgüleri hak eden bir kalemin sahibinin de sıradan bir kişilik olmadığını kabul etmek lazım.. ‘Sizden biriyim, bakın dümdüz yazıyorum gönlümden ne akarsa’ hissi uyandıran sistematik duygusallığını fark edebiliyorum.. Bu duygusallığı azaltmayan, aksine savunulan fikre kuramsallık katma noktasında başarılı sayılabilecek metodoloji öngörüleri de bilinçli bir strateji izlediğini gösteriyor Sayın Schamis’in.. Diğer yandan ‘tüm eleştirenlere kapak olsun, bozdurun bozdurun harcayın’ kabilinden meydan okumalarına da şahit oluyoruz yazının birçok yerinde.. Sanırım; ‘bu hareketi kafanıza vura vura benimseteceğiz’ algısını çağrıştıran ifadelerini de örgütçülük altyapısının kuvvetliliğine bağlamak lazım..
Bunlar işin olumlu yönleri tabii ki.. Ve genel olarak, ‘cesaretli bir çıkış’ şeklinde nitelendirdiğimiz kısımlar.. Ama herkesin malumudur ki cesaret, sadece müstear isimler arkasından fikir beyan etmekle olacak iş değildir.. Müstear isimle yazı yazmaya karşı değilsem de kişisel bilgilerinin bilinmesini istemeyen kişilerin naralar atarak, ‘Siz de kimsiniz’ demesine de alışık değilim.. Şahsıma yönelik olarak, (açıklamalarımı alıntıladığına göre?)‘siz kimsiniz’ diyecek kişinin önce kendisinin kim olduğunu bir açıklaması gerekmiyor mu acaba?.. Hele ki, kim olduğu sorgulananın kimliği ortada iken.. Hal böyleyken, mücadelenin sipere ihtiyaç duymayan tarafına siper arkasından ateş etmeye kalkmak ne anlama geliyor?.. Bu ne menem bir meydan okumadır, çözebilen beri gelsin.. Tarafsız tüm değerlendiriciler bu duruma kafa yorabilirler..
Sayın Schamis’in bizim değerlendirmemiz ışığında herhangi bir yorumu ya da konunun özüne ilişkin bir yaklaşımı olacak mı, bilmiyorum.. Olsun ya da olmasın.. Biz gerektiği durumlarda kendisinin yazdıkları ve değindiği bütün noktalarla ilgili değerlendirmelerimizi -hepsini tek bir yazıya sıkıştırmaya çalışmadan- açıklamaya çalışacağız.. Ve bu açıklamalar hikaye tarzında, ‘o eskiden böyle demişti, şimdi bu şekilde itiraf etmişti’ ‘sadeceliği’nde olmayacaktır.. Toplumsal mücadele sürecimiz boyunca kat edilemeyen mesafelerin sorumlularının günah çıkarma seanslarına dönüştürmeyi düşünmüyoruz yazılarımızı ve açıklamalarımızı..
Yeri gelmişken, soruna ilişkin önemli gördüğümüz bazı noktalara hemen açıklık getirelim:
Sn. Schamis, benimle ve BK ilgili kısma -sanırım çok yoğun eleştiri (belki de dediği gibi saldırı) alıyorlar ki-herkesin kol kola girmiş bir vaziyette kendilerini eleştirdiğimiz tespitiyle başlamış. Belki başkaları ya da diğerleri için geçerlidir, bilemiyorum.. Ama bu tespitin bana ve temsil ettiğimi düşündüğüm fikre karşı geliştirilen eleştirilerin girizgahında kullanılmasını yadırgadım açıkçası.. Kişi, bildik tanıdık cephelerden gelen eleştirileri böyle bir değerlendirmeye tabi tutabilirse de tanımadığı kişilerle ilgili fikir geliştirirken böylesine önyargılı olmamalı. Keza akabinde söylediği ‘maşallah süslü püslü laf üretmede üstlerine yok’ ifadesinin de çok yakışık aldığı söylenemez.. Daha şimdiden, fikirlerini ifade etmekle ilgili alışılagelmişin dışında tarza sahip olanları etiketlemeye başlayan zihniyet, sonrasında neler yapmaz, neler düşünmez, ne yaftalar yapıştırmaz, diye düşünmeden edemiyor insan.. öyleyse, her an ve her durumda başka bir suçlayıcı/aşağılayıcı hamleye hazırlıklı olmak durumundayız demektir..
Başka ne demiş Sayın Schamis.. “…Hikaye! Baktılar hayat her halkın kendi yolunda yürümesi yönünde akıyor, onlar da buna uygun konumlanmaya çalışıyorlar…”.. ‘Hikaye’ kısmını geçersek, sonuçta tespiti esasında doğru buluyorum. Bizim bu duruma herhangi bir itirazımız yok zaten.. Her halk kendi yolunda yürümek durumunda ise yürüyecektir elbette.. Gönül ister ki birlikte yürüsünler ama şartların olgunlaştığı yerden hareket etmek gerçekliğini gözden kaçıramayız. Ve evet, BK mevcut gelişmelere uygun olarak konumlanmaya çalışıyor.. Gelişmeleri uzaktan izlemek ve çözümün bir parçası olmamak amacında değil.. Soruna ve çözüm aşamalarına ilişkin her aşamayı izliyor, değerlendiriyor ve kendisini güncel tutuyor.. Aksi zaten açıklanamaz bir aptallık olurdu..
Tam burada, zaman zaman ısrarlı vurgular yaptığım ‘algıda şartlanmışlık’ temelli BK ezberi giriyor devreye.. “BK bu duruma da karşıdır”.. Hatta ezber öyle ileri ki; ‘BK her şeye karşıdır.. Savaş çığırtkanlığından başka bir önerisi de yoktur..’ noktasına varabiliyor..
Meseleyi bu ezberle yoğurarak ‘BK’nın anlaşılmaz, uzlaşılmaz tavırlarıdır bunlar’ şeklinde lanse etmeye çalışmak çok ahlaklı bir tavır değilse de artık bu şartlanmış beyinlere ve bu beyinlerden çıkması muhtemel şablon ifadelere alışmışlığımız da var artık.. Zira bu kumaştan başka entari çıkmıyor maalesef.. Giriş kısmındaki veciz sözdeki gibi: “Udaner mastem yığocumç’e q’oşt.”
Bu kısma fazla takılmadan ve olaya farklı bir bakış açısı getirmesi açısından bir dostumun söylediği ve yine katıldığımız birkaç cümleyi aktaralım.. Bu konulara kafa yormakla kalmayan ve aksiyonun direk içinde yer alan bu ‘genç arkadaş’-Türkiye’yi kastederek- demişti ki; “çeçenler, diasporada toplumsal olarak özel bir tetiklenmeye ihtiyaç duymuyorlar artık.. Keza Osetler ve Abazalar da.. Ama aynı durum Adığeler için söz konusu değil maalesef.. Diasporanın çoğunluğunu oluşturan Adığeler’de çok ciddi bir atalet ve vurdumduymazlık söz konusu..” Ve 21 Mayıs Anma Etkinlikleri’nde çerkes sözcüğünün ön plana çıkarılmasının bu bilincin uyanması ve hareketsiz kalan Adığe çoğunluğu pozitif anlamda tetikleyecek bir unsur olması bakımından tercih edildiğini açıkça itiraf ediyordu..
Katılıyoruz dediğimiz bu beyanı bilimsel bir gerçeklik olarak sunmuyoruz elbette.. Esasta karşı olmamız gerektiği düşünülen bir konuda olaya objektif yaklaşım gösterebileceğimizi ifade etmeye çalışıyoruz sadece.. Fazla takılmayalım dememize rağmen yinelemekte fayda var ki; ideolojik bir bütünlük var ise de -ki olmalı- kendi içerisinde, çağa entegre olamayan ve –izm’ler sözlüğünde kalabalık yapmaktan öte bir anlam taşımayan saçma salak ideolojilerle kıyaslanamaz BK.. Buradan hareketle, yozlaşmış ve uygulanamaz saçma iddiaları da barındırmadığı bir gerçekliktir..
Evet.. ‘Katılıyoruz’ dediğimiz açıklama ile ilgili Sayın Schamis’le (ve temsil ettiği kitle ile) yine ve yeni bir sıkıntı yaşar mıyız, bilmiyoruz.. Ya da bildik samimiyet testlerine maruz kalır mıyız?. Ya da bildik ezber yenilemelerine.. Ama eğer Sayın Schamis bu konuda da anlaşamayacağımızı iddia ederse yapacak çok bir şeyimiz kalmayacak.. Kimseyle kol kola girip anti-yurtseverlik/yurtsevercilik yapmadığımız halde, Sayın Schamis’in bu nitelemesine şaşırdığımız ölçüde şaşıracağız belki sadece..
Mishe Berslan’ın yazısı üzerine, ZemskySabor nickname’li arkadaşla yaptığımız tartışmada geçen bazı bölümlere atıfta bulunarak konuyu yavaş yavaş bağlamak istiyorum.. Zira, bu ifadeler, Hatko Schamis’in bize karşı geliştirdiği stratejinin temelini ve suçlamalarının kaynağını oluşturuyor.. Tartışmanın hararetli bir bölümünde, ‘samimi ve sonuç alıcı her etkinliğin içerisinde biz varız’ garantisini verdiğimiz “… Klişe eleştirileri bir kenara bırakarak konuşabileceksek eğer; ‘özgür çeçenya’ yı, ‘özgür Abhazya’yı savunmaktan geri durmayan bizlerin ‘özgür çerkesya’ya karşı olamayacağımızı da anlayacaksınız.. BK evet, biraz daha geniş bakıyor olaya.. Sonuçta; halinle hallenen kardeşinin sıkıntısını sıkıntı etmektir zaten BK.. Daha global hedefleri ve çözümleri heybende taşımaktır.. ‘Peki, bu devletin dili ne olacak? Başkenti neresi olacak? Yönetimi nasıl olacak?’ saçmalıklarını bir kenara bırakıp, ‘RF çatısı altında yaşanabiliyorsa, BK çatısı altında neden yaşanamasın?’ demektir.. Hatta varsın adı BK olmasın.. Varsın BK diye bir ifade hiç kalmasın.. Yerin dibine girsin BK.. Artık konuşulmasın.. Bütün savunucuları helak olsun..” dediğimizhalde, sırf ‘Tamam arkadaş, kendimizi lağvediyoruz, yamacınıza sığınıyoruz’ demediğimiz için yemediğimiz laf kalmayan bir paragrafa muhatap kaldık ki, evlere şenlik.. Sayın Schamis,’… Sanki Amerika’da yaşıyorlar, sanki kendileri çerkes veya Abhaz değil! Peki arkadaş, bütün çerkesler veya Abhazlar sizin gibi düşünse kim “özgür Abhazya”nın veya “çerkesya”nın mücadelesini verecek? Siz kimsiniz ve kim “çerkesya” için savaşsın da siz destek vermek için sokaklara çıkasınız? Ne uyduruyorsunuz böyle? Milleti aptal mı sanıyorsunuz? …” diyerek bir dövmedi bizi.. Bu bahisteki ‘siz kimsiniz’ kısmına daha önce değindiğimiz için tekrar yapmak istemiyoruz..
Yine ZemskySabor’a, BK’yı ve düşünce bütününü izah etmek adına kurduğumuz, “…Mesele hocam, Abhazya’yı işgal edene ürdün’den lanet okumaktır, Suriye’de ayaklanmaktır, Türkiye’den Abhazya’ya akmaktır.. Hocam mesele, çerkesya için Hollanda’da lobi yapmaktır, AB’de kürsülerde konuşmaktır.. ABD’de kaynamaktır, Taksim’de haykırmaktır.. Hocam mesele, Kafkasya’yı bir ülke yapmak değil, bir ülkü etrafında toplamaktır.. Zaten BK denen düşünce bütünü de budur.. Bunun için kullanacağı tek argüman savaşmak değildir BK’nın.. Savaşmak lazımsa savaş da bir tercihtir elbette.. Ama tek tercih değil.. BK; kısa, orta uzun vadede Kafkasyalıların bir stratejisi olsun istemektir.. Müşterek bir manifestoya imza atmaktır.. Siyaset bilmektir, siyaset geliştirmektir, günün gerçeklerini de gözden kaçırmamaktır.. Her gelişmeye karşılık hamle yapabilme hüneri göstermektir.. Kukla olmadan ve bulunduğu konumu unutmadan gücünün farkında olarak doğruları savunmaktır.. Boş yere efelenmek değil, tutarlı davranışlar sergilemektir..”. cümlesiyle de “…Biz BK’yı bilmiyormuşuz; BK o değilmiş, bu değilmiş… “Kafkasyalıları ülkede değil, ülküde birleştirmek istiyorlar”mış. Bu ülkü, “özgür çerkesya” için Suriye’de ayaklanmak; “özgür Abhazya” için Türkiye’yi yakıp yıkmakmış…” diyerek kendince dalga geçmeye kalktı Sayın Schamis.. Ve devamla daha önce de alıntıladığımız, “…Hikaye! Baktılar hayat her halkın kendi yolunda yürümesi yönünde akıyor, onlar da buna uygun konumlanmaya çalışıyorlar…” cümlesini kurdu.. Bu bölüme de önceki paragraflarda değinmiş ve gerekli izahatları yapmaya çalışmıştık..
Sonuçta biz; bu komik ötesi, fazlasıyla hiddet ve gereksiz önyargılarla dolu cümlelere ‘La havle’ dedik geçtik.. Neticede takdir okuyucunun.. Yani sizin..
Derken, yazı çok uzadı.. Alıntı yapmaktan kaynaklı bir uzama oldu bu.. Ama ilgili alıntılar olmayınca, ‘sen neden bahsediyorsun arkadaş’ şeklinde tepkiler almak işten değil.. Ama bir ana fikri, bir özel amacı da vardı bu yazının..
Bu yazıyı yazmaktaki özel amacımız; disipline edilmiş fikirlerin -çerçeveleri ve kapsamları belirlenmek kaydıyla- karşılıklı olarak tartışılabileceğini göstermektir aslında.. Yığınla meseleyi birbirine karıştırıp çözüm önerileri ve direnme noktaları tesis etmek çok mümkün görünmüyor.. Ve bilmeliyiz ki; sorunun ortaya çıkış nedenleri apaçık ortaya konulmaz ise, çözüm önerileri de havada kaybolup gidiyor.. Ya da mesnetsiz saldırılara dönüşerek -varsa da- anlamlarını kaybediyorlar. Bu yüzden; sabra, gerekirse tane tane anlatıma ve karşılıklı anlayış zemininde tatminkar izahatlara ihtiyacımız var.. Aksi durumda tabiat ana/hayat baba/ulu manitu/esen yel vs. gibi uçuk doğa güçleri derdimize derman olacak gibi görünmüyor.. Saçmalık ama bu kadar da değil..
450-500 yıl önce emperyalizmle mücadeleye başlamış ve 140-150 yıl önce sürgüne uğramış bu toplumun 80-100 yıllık ninnilere vakti vardıysa, bizim söyleyeceklerimizi tane tane duymak için de kaybedeceği (belki kayıp, belki kazanç, kim bilebilir) bir miktar vakti vardır herhalde.. üstelik hemen hemen herkes, üzerine konuştuğumuz konularla ilgili hala slogan sıkıyor ve/veya uzun veciz hikayeler anlatıyorken..
Sonuç cümlesi/paragrafı zordur çoğu zaman yazan için.. Ama bu konuda çok zorlanmayacağız sanırım.. Zira getirilen eleştirilerin çoğu yersiz ve biz kendimizden eminiz..
Arkadaşlar, detayların bir kısmında anlaşamayacak olabiliriz.. Sonuçta kimse kimsenin kopyası değil, olmayacak da.. Olmasın da zaten.. Ama şu gereksiz kuruntularınızdan kurtulun artık.. ‘Dünyanın sizden hariç bütün güçleri size karşı birleşerek ittifak olmadılar..’ En azından biz böyle bir ittifakın içerisinde değiliz.. Olmayacağız da.. Ve duymak istediğiniz cümleyi kurmak için değil, gerçekte öyle olduğu için söylüyoruz: ‘Biz çerkesya’ya karşı değiliz..’ Eğer bu da yeterli gelmedi ise, yapacak bir şey yok..
Doktora gidin!..