Murat özden
21 Mayıs anma etkinliklerinde beni yüreğimden yakalayan slogan “Hüznün isyanın olsun”du. Jineps gazetesinin imzası vardı sloganın altında. Bu sloganın düşünen ve pankart haline getiren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
2011 yılının çok önemli olduğunu yazıyorum sık sık. çünkü 2011 yılı “çerkes İsyanının Baharı” olarak geçecek tarihe.
12 Mart sabahı ç.H.İ.nin İstanbuldan kaldırdığı otobüsler Ankara’ya indiği zaman sabahın 7’siydi saat. Sıcaklık -8 dereceyi gösteriyordu. Yerler kar ve buz kaplıydı. Ama öylesine sıcak, öylesine içten, öylesine samimiydi ki insanlar, Ankara’nın ayazını hissetmediler bile. Saatlerce slogan attılar, taleplerini dile getirdiler, şarkılara eşlik ettiler. Mitingden sonra yaman bir düğün kurdular. Emniyetin ricasıyla güçlükle dağıtabildik kalabalığı.
ç.H.İ. adeta bir buzkıran gemisi gibi metreler boyu kalınlaşmış korkuları kıra kıra ilerliyor. Korku barikatlarını yıkıyor ve yol açıyor.
çok kısa süre sonra İstanbul mitingi, peşpeşe Habertürk gazetesi protestoları, 1 Mayıs’a katılımla çerkesleri dünyaya ve Türkiyeye açtı ç.H.İ.
2011 Yılı çerkeslerin isyan baharıdır artık !
2011 yılı çerkeslerin başkaldırı baharıdır artık !
2011 Yılı çerkeslerin mücadele baharıdır artık 1
Artık çerkesler korkan değil, korkulan olacaklar !
Artık çerkesler çekinen değil, çekinilen olacaklar !
Artık çerkesler utanan değil, utandıran olacaklar !
Artkı çerkesler bedel ödeyecekler !
Artık çerkesler bedel ödetecekler !
21 Mayıs’ın ayak sesleri bu duyguları uyandırdı tüm kamuoyunda.
Tabii 21 mayıs öncesi toplumda birliğin sağlanması için ç.H.İ olarak içten ve samimii bir tavır içerisinde olduk.
Birliğin en azından taksimde sağlanabileceğine inandık ve bu konuda samimi bir çaba sarfettik. Ancak bu sağlanamadı ve iki ayrı protesto ve yürüyüş gerçekleşti. Her ikisine de katıldık.
Taksimde ruh vardı, heyecan vardı, hırs vardı, enerji vardı, umut vardı, isyan vardı, başkaldırı vardı.
Taksimin ruhu bana her zaman iyi gelirdi. Bu 21 Mayıs’ta da bahar çiçekleri gibi umutlarım açtı. Coşkum arttı. Halkıma olan inancım tazelendi.
Başkaldıran gençlik ve çerkes Halkı menziline doğru ilerleyen bir ok gibi hedefini bulacaktır.
çok fazla grubun olması bazıları tarafından endişe verici olarak görülmektedir. Ancak çok sayıda grubun varlığı sağlık işaretidir. Grupların varlığı rekebet, yarış, iddia ve yeni projeler getirmektedir.
Taksim meydanında rekabetin de dinamizmi vardı.
Bir de Beşiktaş’taki anma etkinlikleri vardı.
Gönlüm orada 100.000 kişinin olmasını istiyordu. Ama 60 yıllık geçmişi olan, 60 kurumun temsil edildiği bir kurumumuz hiç olmazsa 60.000 kişiyi harekete geçirebilmeliydi. Zaten öyle bir hedeflleri de yoktu. 20.000 kişiyi hedefliyordu en büyük olduğunu iddia eden kurumumuz. Ancak toplanabilen insan sayısı Taksimde toplananlar kadar değildi. Demek ki büyüğüm demekle büyük olunmuyormuş.
Büyük örgütlenme toplumda ortaya çıkan enerjileri, talepleri, aykırı görüşleri birarada tutabilme ve bir hedefe yöneltmekle olur. Ortak enerji, ortak mücadele, ortak akıl toplumda ne kadar farklılık varsa tamamını kucaklamakla olur. Yoksa toplumun önüne tıkaç olmakla olmaz.
Neden Beşiktaş’ta olması gereken kitle ve ruh yoktu ?
Bunun cevabını bulmamız için geçmişten günümüze kurumlarımızın dışladığı gruplara dair bir seçki sunuyorum değerli okurlarımıza.
1- 1977 yılında Mahmut özden öldürüldüğünde, rahmetlinin cenazesine Devrimci çerkes Gençlerinin Kafkas Kültür Derneği pankartıyla
katılmasına karşı çıkıldı, müsaada edilmedi. Solcular sürekli dışlandı.
2- 1980 yılı 12 Eylül darbesinde yargılananların ve hapse düşenlerin yanında durulmadı. Hiç kimsenin yanında çerkes bir avukat yoktu.
Yargılanmış ve hapis yatmış insanlara vebalı muamelesi yapıldı.
3- Kefken’de Anıt Mezar projesini ortaya atan bunu gerçekleştirmek için çaba sarfeden gençlere de karşı çıkılmıştı.
4- 21 Mayıs’ı ilk defa sokağa taşıyan kamuoyu gündemine getiren Demokratik çerkes Platformuna da karşı çıkmıştı kurumlarımız. D.ç.P. hiçbir toplantısını kurumların binalarında gerçekleştirememişti.
5- Son derece özverili çabalarla yayın hayatını sürdüren Jineps Gazetesine ve onun kadrolarına karşı da bir tutum sürdürmeye devam ediyor kurumlarımız.
6- çerkes Soykırımı söylemini ilk defa sokaklara taşıyıp protesto eylemlerini ilk başlatan grup olan “Kafkasya Forumu’nu da dışlamaya devam ediyor kurumlarımız.
7- Demokratik açılım sürecinde çerkeslerin demokrasiye sunabilecekleri katkıları kamuoyu gündemine taşımak için oluşturulan DİçEG’e de
karşı çıktı kurumlarımız. DİçEG’in yaptığı toplantılara da kapalı olmuştu uzun süre kurumlarımızın kapıları.
8- çerkes terimini farklı bir şekilde yorumlayıp, son derece iddialı projeler üreten “çerkesya Yurtseverler”ne de şiddetle karşı kurumlarımız.
9- Toplumumuzdaki inançlı mütedeyyin kesimlere karşı da bir tavır içerisinde kurumlarımız.
10- çerkeslerin demokratik taleplerini meydanlara taşıyıp, görünür kılan ve kamuoyu oluşturup çözümler geliştiren çerkes Hakları İnisiyatifi’ne de
karşı kurumlarımız.
Şimdi sizlere soruyorum: Toplumdaki iddia sahibi, enerjisi olan, yürekli, proje üreten tüm kesimleri karşısına alan ve dışlayan bir kurumun eyleminde heyecan olabilir miydi ?
Olamazdı.
Zaten olmadı da.
Malesef Taksimin heyecanı ve ruhu Beşiktaş’ta yoktu.
Benim gönlüm hep başkaldıranlardan yana oldu.
Zaman hüzün sırası değildir artık !
Hüznün isyanın olsun ey halkım; hüznün isyanın olsun !