Murat özden
murathabracu@hotmail.com
Zorlu bir seçim kampanyasının ardından 12 Haziran’da Türkiye seçimini yaptı. Beğenelim ya da beğenmeyelim, halkın iradesi bu şekilde tecelli etti. Buna saygı göstermek ve gerekli dersleri çıkarmak zorundayız.
Bu seçimin kazananı AKP, BDP ve Süryaniler’dir. Kaybedeni ise CHP, MHP, çerkesler ve Romanlar’dır.
Bu parlamento tarihi bir görevle karşı karşıyadır. Ya gerçekten sivil bir anayasa yapıp, gerçek demokrasinin önünü açarak tarihe geçecek; ya da sıradan bir parlamento olarak kalacaktır.
Ne yapacağını hep birlikte göreceğiz.
***
Demokrasi insanın kendini özgürce ifade edebildiği rejimin adıdır. Siyasi, dini, etnik, mezhepsel, kültürel, cinsel, mesleki, sportif ve akla gelebilecek her konuda ifade edebiliyorsa kişisel ya da örgütlü bir biçimde insanlar kendilerini, o rejim demokrasidir.
Bu şekilde baktığımızda T.C. tarihi kara sayfalarla doludur. Cumhuriyet tarihi boyunca her türlü farklı düşünce şiddetle ezilmiştir. Komünizm tehlikesi bahane edilerek her türlü sol, hümanist, hatta liberal düşünceler şiddetle cezalandırılmışlardır.
Turancılar bile idam cezalarıyla yargılanabilmiştir bu ülkede.
Her türlü dini hassasiyet irtica olarak suçlanmış, mütedeyyin insanlara işkenceler yapılmış, tarikatlar yasaklanmış ve yeraltına inmek zorunda bırakılmış, birçok dini kanaat önderi ipe çekilmiş, hapislerde süründürülmüştür.
Etnik topluluklar için bir eritme ve yok etme kazanı kurulmuştur. Tek dil, tek millet oluşturma projesiyle bütün etnik topluluklara cehennem azabı yaşatılmıştır. çerkesler sürülmüş, 150’likler listesine doldurulmuş ve her türlü aşağılamaya maruz kalmıştır. Kürtler cumhuriyet tarihi boyunca 25 kez
isyan etmiş ve tamamı kanla bastırılmıştır. Halen isyan halindeler. Gayr-ı müslim azınlıkların malları defalarca yağmalanmış, varlık vergileriyle talan edilmiş ve fiilen bitirilmişlerdir.
Alevilerin tamamına yakını Türk olmasına rağmen onlar da T.C’nin baskısından paylarına düşeni almışlardır. Toplu katliamlara maruz kalmışlar, göç ettirilmişler ve aşağılanmışlardır.
Yani Türkiye Cumhuriyeti, 90 yıllık tarihinde yaşayanlarına adeta bir cehennem kazanı olmuştur.
***
Şimdi bu parlamento Türkiyede gerçek demokrasiyi gerçekleştirip ülkemizi cennet bahçelerine çevirme becerisini gösterebilecek mi ?
Devlet bugüne kadar yaptıkları için özür dileyecek mi ?
Etnik toplulukların hakları teslim edilip, anadili eğitiminin önündeki engeller kaldırılabilecek mi ?
Bu işkenceleri yapanlar ve uygulatanlar tarih önünde mahkum edilebilecek mi ?
Böylesine zor, birikmiş, kangren olmuş sorunlarla karşı karşıya bu parlamento. Ancak politika çözüm üretme sanatıdır. Yeter ki iyiniyet muhafaza edilerek çözümler aransın.
Türkiye demokrasisinin en zorlandığı ve zorlanacağı mesele etnik kimlikler ve hakları konusudur. 90 yılda kemikleşmiş faşist, şoven, ulusalcı, asimilasyoncu ve inkarcı anlayışları yıkmak hiç de kolay olmayacaktır.
Ancak Diyarbakır konuşmasında Devlet Bahçeli “Anadilde eğitim karnınızımı doyuracak” derken resmi olarak Kürtçe’nin varlığını kabul ediyordu.
Türkiye’de Kemalizmi sağlıklı bir şekilde değerlendirip yerli yerine oturtmak mümkün olmamıştır. Bu durum sağ, sol ve dindarlar için de geçerlidir. Kemalizmden kaynaklanan sağ, sol ve dindar kesimlerde kuvvetli bir milliyetçi
damar mevcuttur. Bu milliyetçi damar, etnik toplulukların haklarının önündeki en büyük engeldir. Demokrasinin önündeki en büyük engeldir.
önümüzdeki parlamento mücadelesinde AKP, CHP ve MHP etnik toplulukların haklarına karşı blok olarak hareket edeceklerdir. Parlamentodaki gerçek halk muhalefetinin temsilcisi BDP olacaktır
***
Yazımızın başında bu seçimin galipleri AKP, BDP ve Süryanilerdir; kaybedeni CHP, MHP çerkesler ve Romanlar’dır demiştik.
AKP, CHP, MHP ve BDP’nin seçim başarıları ve başarısızlıkları üzerine yeterince yorum dinlediniz ve okudunuz, sizi bunlarla meşgul etmeyeceğim. Değinmek istediğim, seçimin kaybedeni çerkesler ve Romanlar, kazananı Süryaniler üzerine olacaktır.
çerkesler için 2011 yılı Türkiye diasporasında siyasette ve bürokraside tasfiye yılı oldu. Ancak, 2011 yılı ç.H.İ.nin başlattığı ulusal kimliklerimizin talebi, anadili eğitimi, anadilde TV-Radyo talebi ve demokratik taleplerimizin alanlara taşınması ile çerkeslerin yeniden doğuş yılı da oldu.
ç.H.İ.’nin oluşum sürecinde en fazla saldırı konusu yapılan meselelerden biri, ç.H.İ. kurucularının milletvekili olmak için hareket başlattıkları iddiasıydı. Seçimler oldu bitti. Bu iddiaları ortaya atanlar “yalancı” damgasını yemeyi hak ediyor en azından.
12 Haziran seçimlerinde yine klasik bir çerkes filmi izledik. çerkeslerin çok önemli bir bölümü düzen partilerinin çevresinde konuşlandı. Ama nafile politika bilmezliğin ve çerkeslerin çıkarlarını değil de, düzenin çıkarlarını savunmanın kitabı yazıldı adeta. Ama düzen politika bilmeyen akılsızları bir meta gibi kullanıp attı.
Başta Kaffed, CHP ve Kılıçdaroğlunun ayağına giderek bir ağırlığının olmadığını göstermiştir. Tam tersine, ağırlığı olan bir federasyon bütün partileri ayağına getirirdi. Gerekli pazarlıkları yapar ve çıkarlarımıza kim destek olacaksa onunla işbirliği yapardı. CHP’ye angaje görüntü vererek diğer partilerden aday olanların elini zayıflatmıştır. Dersim katliamının
savunucusu bir milletvekili olan Onur öymen derneklerimizde onur konuğu olarak ağırlanmış plaketlerle ödüllendirilmiştir.
Bu tarihe saygısızlıktır.
Stocholm sendromudur.
Tek dil, tek ulus diye çerkeslerin yokoluşuna sebep olmuş bir partiye angaje
olmak politika bilmezlik, aymazlık, ya da ihanettir.
çerkesler açısından sonuç alınabilmiş tek il Adapazarı’dır.
Adapazarı Adığe ve Abaza nüfusunun en yoğun olduğu illerimizden biridir. İktidar partisi AKP hiçbir ilde çerkes aday göstemedi.
Ancak Adapazarı’nda CHP Engin özkoç kardeşimizi 1. sıraya koyunca, buradaki çerkes oylarının çantada keklik olmadığını gören AKP Ender Serbes kardeşimizi 7. sıraya koydu. Gerçekten ikisi de birbirinden değerli kardeşimiz birbirine karşı yarıştı. AKP’nin geçen seçimlerde 7-0 kazanması için çerkeslerin oylarına çok ihtiyacı vardı. Ama bu sefer olmadı.
Engin özkoç 1980 öncesi sol hareket içinden gelen, yıllarca CHP içinde politika yapmış, Adapazarı Belediye başkan yardımcılığı yapmış son derece birikimli bir arkadaşımızdır. İnanıyoruz ki çerkes Halkının yükselen mücadelesine omuz verecek ve Türkiyenin demokrasi mücadelesine katkı sunacaktır. Kendisini kutluyor, başarılar diliyorum.
Kayseri faciasını tekrar yazarak kimseye polemik yaratma fırsatı vermek istemiyorum.
Bu seçimin bir diğer kaybedeni de Romanlar’dır.
Kentsel dönüşüm projeleri vesilesiyle şehir içlerinde kalan arsalarını koruyabilmek için hızla dernekleştiler. Şu anda Roman derneklerinin Türkiye’deki sayısı 130 civarındadır. örgütlenmenin verdiği güçle aday adayı oldular Romanlar’da iktidar partisinden. Balık Ayhan, Bursa Roman Derneği Başkanı adaylıklarını açıkladılar. Ama onlar da çerkesler gibi havalarını aldılar. çünkü politika sadece oynayarak ve güce yalakalıkla yapılan bir şey değildir.
Bu seçimlerin kazananı demokrasi ve Süryanilerdir.
Demokrasi çoğunluğun azınlığa tahakkümü değildir. Demokrasi toplumun tüm renklerinin temsil edildiği bir sistemdir. Bu açıdan bakarsak Süryani vatandaşımız Avukat Erol Dora’nın seçilmiş olması işte demokrasi budur dedirtecek bir güzelliktir.
Süryaniler bu toprakların 6500 yıllık kadim halkı. Temsil edilmeyi en fazla hak eden halkı. Ancak şu anda Türkiyedeki nüfusları 17 bindir.
Bir kaç bin nüfusu Mardin’de, önemli bölümü İstanbul İzmir gibi şehirlerdedir. Oy hesabı yapılsaydı hesaba katılmamaları gerekirdi. Ama Emek, Demokrasi ve özgürlük Bloku, halkların kardeşliği ilkesini öne alarak Süryani vatandaşımız Erol Dora’yı aday gösterdi ve meclise taşıdı.
Şimdi 17 bin nüfuslu Süryani halkının Süryani kimliği ile meclise girmiş bir milletvekili var. İnanın çok sevindim ve onu da kendi milletvekilim olarak görüyor ve kutluyorum.
5 milyon nüfusu olduğunu iddia eden çerkeslerin, çerkes kimliğiyle meclise girebilmiş bir milletvekili yok henüz.
Gelecek seçimlerde çerkes kimliğiyle ve Türkiye’deki tüm etnik toplulukların kendi kimlikleriyle meclise girmelerinin yolunu ben buldum.
Ve hemen bunun için çalışmaya başlıyorum….