Abdulhamid Bilici BBC ekranına önceki akşam yansıyan manzara ile NATO dışişleri bakanlarının Rusya’ya verilecek tepkiyi görüşmek üzere toplandığı haberi bir araya gelince, aklıma başlıktaki ifade geldi. Batı, Gürcistan harap olduktan sonra harekete geçiyordu.
BBC’deki haberde, muhtemelen Amerikan parasıyla alınmış son model Gürcü polis arabalarının Rus tanklarının önünde sürüklendiği gösteriliyordu. Modeli ve kalitesi ne kadar yüksek olsa da bir tank karşısında hangi otomobil durabilirdi ki…
Tavırlarından hayli keyifli oldukları anlaşılan askerlerin kullandığı Rus tankları, pırıl pırıl polis arabalarını sürüklerken, kiminin tamponu paletlere takılıp eziliyor; Kiminin camı, aynası havada uçuşuyordu.
Gürcü güçlerinin Güney Osetya’nın başkenti Tshinvali’ye yaptığı saldırıya misilleme yapan Rusların hedef aldığı Gori’de bunlar yaşanırken, normal zamanda şehrin asayişinden sorumlu Gürcü polisler şehre yakın bir bölgede bekleşiyordu. Ateşkese göre Rus askerler ayrılacak; onlar da rutin görevlerine dönecekti. Ancak akşama kadar bekleyen polisler, umutsuz bir şekilde barınaklarının yolunu tutuyordu. çünkü muhabir, Rus askerlerinin çekildiğine dair bir işaret olmadığını, aksine cepheye asker akışının sürdüğünü söylüyordu.
Soğuk Savaş’ın tahrip ettiği Rus onurunu okşayan bu tablo, Batı açısından tam bir fiyasko gibi görünüyordu. Zira dünyanın en önemli askerî ittifakı NATO’ya girmek için yanıp tutuşan ve Batı yanlısı yönetimin işbaşında olduğu bir ülke, dünyanın gözleri önünde meydan sopası yiyordu. 25 üyeli NATO, Rusya’ya nasıl tepki verileceğini görüşmek üzere olaydan günler sonra toplanabiliyordu. Bunca dramatik gelişmeden sonra çıkan bildiride, “Rusya ile ilişkilerin bir şey olmamış gibi devam edemeyeceği ve Rus askerleri çekilmeden normal görüşmelerin yapılamayacağı” sözleriyle iktifa ediliyordu. Açıkçası, Batı’nın bu tablodaki hali, Rus tankları önündeki polis arabalarından pek farklı değil. Peki gerçek bu mu?
Bu krizde Güney Osetya’ya saldırarak ilk adımı atan tarafın Tiflis olduğunu ve bu adımı muhtemelen birilerine danışarak attığı düşünülürse, Rusya’nın hızla kazanç hanesine yazdığı durumun aleyhine dönebileceğini unutmamak gerekir. Nitekim daha önce Rusya’ya karşı NATO üyeliğine ne kadar muhtaç olduğu konusunda birçok Batı başkentini ikna edemeyen Gürcistan, polis arabalarını ezip geçen Rus tankları eşliğinde bunu dünya kamuoyuna anlatmayı başardı. Bunun en somut göstergesi, önceki gün Tiflis’e giden Alman Başbakan Merkel’in tutumundaki değişiklik. 5 ay önce Bükreş’teki NATO zirvesinde Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğine karşı çıkan Merkel, Tiflis’teki tablodan etkilenmiş olacak ki “Gürcistan NATO üyesi olacak.” dedi.
Krizin sağladığı bu ivmeyle Ukrayna ve Gürcistan, NATO üyesi olursa, fiilen Gürcistan’dan kopmuş olan Abhazya ve Güney Osetya resmen ayrılsa bile, bu durum Rusya için büyük kayıp olur. Gerçi bu krizin sonuçlarının ne olacağını kimse kestiremiyor. Acaba Rusya’nın yeniden küresel sistemdeki eski ağırlığına dönüşünün işareti mi? Yoksa özellikle ekonomik açıdan kırılgan bir yapıya sahip Moskova’yı vakitsiz bir rekabete sürükleyerek yeni kayıpların yolunu mu açacak, bilemiyoruz.
Ancak Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra bölgemizde hiçbir şeyin yerli yerinde duramayacağı belliydi. Zira 17 Şubat’taki bağımsızlık ilanının ardından, Güney Osetya ve Abhazya, BM ve AB gibi kuruluşlara müracaat ederek aynı hakkın kendilerine de tanınmasını istemişlerdi.
Şimdi yeni bir ivme kazanan bu süreç, Batı ile Moskova arasında Kosova yüzünden yaşanan gergin günlerde emekli bir büyükelçimizle yaptığımız sohbeti hatırlattı. Putin, Kosova’yı tanımaya hazırlanan Batı’yı ikiyüzlülükle suçlamış; neden benzer durumdaki KKTC’yi 40 yıldır tanımadıklarını sormuştu. Bunun üzerine KKTC-Kosova benzerliğini konuştuğumuz Kıbrıs uzmanı diplomat, uzun pazarlıklar sonucu Kosova konusunun aslında bittiğini; hatta Moskova’nın Kosova’ya karşılık Abhazya, Güney Osetya ve Trans-Dinyester’in bağımsızlığını kabul ettirdiğini, bağımsızlığı gündeminden düşürdüğü için KKTC’nin bu treni kaçırdığını söylemişti. Söyleyen tecrübeli bir diplomat olmasa, komplo teorisi deyip geçerdik. Ama öyle değil. Dolayısıyla şimdi bir yandan gelişmeleri izlerken, bir yandan da o zaman inanmakta zorlandığım bu bilgi ile yaşananlar arasında bağ olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. (ZAMAN, 20.08.2008)