Cenk Başlamış
Moskova Malum,gündemde ekonomik kriz var. Daha doğrusu, Rusya’nın gündeminde var da, Rus halkın gündeminde şimdilik pek yok.Doğrusu Rusya krize çok hazırlıksız yakalandı. Daha 1-2 ay öncesine kadar yüksek petrol fiyatlarıyla oturduğu yerden dolar basan Rusya’da borsa bir anda tepe takla oldu.Paniği engellemek için hükümet önce çareyi borsayı her düştüğünde kapatmakta buldu. Ama bunun çözüm olmadığı hemen anlaşıldı. Sonunda hükümet 200 milyar dolarlık yardım paketi açıklamak zorunda kaldı.Yıllarca yüksek fiyatlarla dolar istifleyen Rusya, şimdi petroldeki her bir dolarlık düşüşle iki milyar dolar kaybediyor. Rus hazinesi sadece son bir haftada 16 milyar dolar azaldı.Peki ya halk? Aslında Rus halkı krizlere yabancı değil. Sovyetlerin son döneminden başlayarak piyasa ekonomisine geçilmesi süreci çalkantılı ve sıkıntılı oldu.özellikle 1992 yılındaki yüzde 2600’lük enflasyon, insanların hayatları boyunca biriktirdiği banknotların değerini bir anda sıfırladı.İşte kriz yeniden kapıyı çalınca kamuoyu araştırmacıları da halkın tepkisini öğrenmek için sokağa çıktı. Sonuç Rusya’yı bilmeyenler için dudak uçuklatıcı, Rusya’yı bilenler içinse tebessüm ettirici.çıkan sonuç şu: Rusya halkının krize karşı aldığı önlem, harcamak, daha çok harcamak!Saçma görünüyor ama kendi içinde bir mantığı var. ”Kriz koşullarında neden para harcıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda, ”Piyasa karışık. Borsa alt üst. Bankaya yatırsam alacağım faiz enflasyonun altında kalacak” deniliyor.Yani halkın eğilimini, ”En değerli para harcadığın paradır!” mantığıyla özetlemek mümkün. Aslında bu yaklaşımı fazla garipsememek gerekiyor, çünkü Rus halkı tüketim çılgınlığı genini hala sakinleştiremedi.Sovyet döneminde herkesin cebinde para vardı ama raflar boştu. Şimdi hem raflar dolu, hem de herkesin cebinde iyi kötü para var.Ayrıca, krizde para harcayanların bilinçaltında geçmişteki garip uygulamalar nedeniyle devlete duyulan güvensizlik de var.Ama bu ruh halini sadece “tüketim açlığı” ya da bilinçaltıyla açıklamak yeterli değil. Bunda biraz da kaderci ve günlük düşünen Rus karakterinin rolü de var.1990’ların ortasında Rusya’da ünlü Batılı markaların peş peşe açtığı pahalı butikleri incelemek için Moskova’ya gelen yabancı bir gazeteci şunları yazmıştı:“Batı’da, örneğin New York’ta bir takım elbiseye 10 bin dolar ödeyen kişinin yıllık geliri en az bir milyon dolardır. Yoksa o fiyata gidip takım elbise almaz. Moskova’da ise garip bir durum var. Anladığım kadarıyla pahalı bir butiğin vitrininde 10 bin dolarlık giysi gören kişi cebinde sadece beş bin dolar varsa bile gidip hemen beş bin dolar borç buluyor.”Tabii, Türklere de tanıdık gelen bu durumu bir Batılı’nın anlaması zor. Ama anlaması kolay olmayan başka şeyler de var. örneğin, yıllarca kumanda ekonomisi, yani devletin koyduğu kurallar altında yaşayan Rus halkı şimdi geç kavuştuğu piyasa ekonomisinin tadını çıkarmaya çalışıyor.Buna karşılık, yıllarca serbest piyasa kurallarını savunan Batılı ülkeler ise kriz sonrası piyasaya müdahale ediyor ve devletleştirmeler yapıyor. Yani işler fena halde karışmış durumda. (BBC)