Doğum : 1890 – Ölüm :
Diplomat, toplum adamı, yazar. Büyük çerkes sürgününde (1864) Anadolu’ya sürülen bir Adige ailesinin çocuğudur. 1890 yılında Adana’da doğdu. Düyun-u Umumiye Müdürlerinden Şav Süleyman Fehmi Bey’in oğludur. Orta öğrenimini Adana Rüşdiyesi’nde, liseyi ise Halep İdadisi’nde bitirdi. Daha sonra İstanbul’a giderek Mekteb-i Mülkiye’de (Siyasal Bilgiler Fakültesi) öğrenim gördü.1911 yılında buradan mezun olduktan sonra Dışişleri Bakanlığı’nda görev alarak çeşitli derecelerde Elçilik Katipliklerinde, Londra Elçiliği Müsteşarlığı’nda bulundu. Orta Elçi unvanı ile Maslahatgüzar olarak görevli (5.09.1931-30.08.1932) bulunduğu Cidde’de (Suudi Arabistan) öldü.
Bir Kafkas yurtseveri ve yazar olan Şav, İstanbul’da öğrenci olarak bulunduğu yıllarda çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti’nde görevler almış bu derneğin organı olan Türkçe-Adigece “Qhuaze”(1911) gazetesinde yazı yazmıştır. Bunun yanında “Musavver Kadın” (1911) ye başka dergilerde de yazıları ve Fransızca’dan çevirileri bulunmaktadır. “Zabitana Muaşeret Usulleri ve Beynelmilel Teşrifat Kaideleri” (İstanbul 1932) adıyla bir kitabı yayınlanmıştır.
______________________
Kaynak: Sefer Ersin Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun-1995
*********
LÜTFULLAH ŞAV’DAN BİR ANI
“ Yakın tarihte Türkiye’nin Suudi Arabistan’da sefirlik eden ve oraya bir dönüşünde (Cidde) de vapurda filen merhum Lütfullah Şav beyin bir hâtırasını buraya eklemeyi gerekli buldum. Merhum birinci dünya savaşından az bir süre önce tahsile gittiği Lozan da (İsviçre) bir ailenin evine pansiyoner olarak girmiş. Aile reisi adını sormuş. Lütfullah bey de (Lütfullah Şav) demiş. Bu adınız mı? diye sorunca Hayır (Lütfullah) adım. (Şav) soyadım demiş. Ev sahibi ilgilenmiş olacak ki o günün akşamı yemeğe davet etmişler. Konuşurken (Şav) kelimesinin nereden geldiğini ve kimliğini öğrenince (Şav bizim de aile soy adımızdır. Bizler de sizin gibi göç etmiş bir ailenin torunlarıyız, bir hâtıra olarak bizlerde kaldı) demişler, ahbap olmuşlar. Bir kaç gün sonra (oda) kirasını vermeye kalkınca (bizler akraba sayılırız, paraya da çok ihtiyacımız yok. Bizim misafirimizsiniz, rahatınıza bakınız) demişler, can ciğer olmuşlar. Onların yanında bir yıldan fazla kalmış, çok yakınlık görmüş olduğunu bana açıklamıştı. Dinler (onlar katolik imişler) ayrı olmakla beraber milli ve soy bağlılığı belki yüzlerce yıl onları birbirinden ayıramamıştı.”
—————
Alıntı: Vasfi Güsar, Soyadı Konusu Üzerine, Kafkasya Dergisi,Yıl:1972, Sayı:35