LEAD Technologies Inc. V1.01
Havdukho Bislan
havdukhobislan@windowslive.com
Kafkas Soykırımı ve Sürgünü 144. yılında bu sene de çeşitli etkinliklerle anıldı. Takip edebildiğim kadarıyla İstanbul’da Marmara Denizi kıyıları, Kefken ve Samsun’da da Karadeniz kıyıları anma etkinliklerinin rutin merkezleriydi. Ayrıca çeşitli Kafkas dernekleri de salonlarda yapılan içekapanık anma organizasyonları ile günü kurtardılar.Kafkas Soykırımı ve Sürgünü’nü anma etkinlikleri bilinen içeriği ile son 18 yıldır düzenleniyor. Anma etkinliği fikri, 4-5 yıllık kısa ömrü ile SSCB sonrası Kafkasya’nın ilk yıllarına damgasını vuran Kafkas Halkları Konfederasyonu (o zamanki adı Kafkasya Dağlı Halkları Birliği)’nun 01 Haziran 1990’da Abhazya’nın başkenti Akua(Sohum)’da yaptığı olağan toplantısında ortaya atılmıştı. Birlik, aldığı kararla 21 Mayıs gününü “Sürgünü Anma Günü” kabul etmiş
[1] ve yayınladığı deklarasyonla tüm dünyaya duyurmuştu.[2]Bu yıldan sonra önce anavatan Kafkasya’da bir süre sonra da diasporada da düzenlenmeye başlayan anma etkinliklerinin ilk yılları hüzünlü, heyecanlı ama geleceğinden umutlu insanların etkinlikleri idi.örneğin dönemin etkili yayın organlarından “Kafkasya Gerçeği” dergisi Kafkasya’da düzenlenen ilk anma etkinliklerini büyük bir heyecanla, “21-31 Mayıs 1992 tarihleri arasında Maykop, Nalçik, çerkesk ve Sohum’da bağımsızlık savaşları ve sürgünün anısına törenler ve mitingler yapılmıştır” cümlesi ile okuyucularına aktarmıştı.
[3]Nereden nereye!Şimdi gerek anavatanda, gerekse Kafkas diasporalarında düzenlenen anma etkinliklerinde sürgüne sebep “bağımsızlık savaşları”ndan bahseden var mı?Onu geçtik!Miting yapılabiliyor mu?Bu soruyu özellikle soruyorum?çünkü mitingler, etkinliklerin ne kadar toplumsallaştığının en önemli göstergesi.…Abhazya’nın Gürcistan’a, çeçenya’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü bağımsızlık savaşları ve bu savaşların sonucunda ortaya çıkan maddi ve manevi büyük yıkımlar başta olmak üzere tüm Kuzey Kafkasya’nın belirsiz geleceği, en hüzünlü anlardan bile geleceğe umut devşiren Kafkasyalıların heyecanını tüketmiş görünüyor.Son yıllardaki kültürel ve politik etkinliklerin içeriğinin ve heyecanının zayıflamasının en önemli etkeni, bu umut eksikliği zannediyorum.Ama ne olursa olsun, her şeye rağmen ümitvar olmak lazım. “ümit Olmayınca At Koşmaz” dermiş atalarımız.“Her karanlık gecenin bir sabahı vardır” diyerek umut aşılarmış okuyucularına bir şair.Yine bir şair-yazar’ın dediği gibi, Kafkasya’da “henüz son söz söylenmemiştir.”Evet. ümitvar olmak lazım.çünkü, Kafkasya’da bizim de söylenecek daha çok sözümüz var.… Bu sene Kafkas Soykırımı ve Sürgünü’nün 144. yılını acıyla, hüzünle ve dualarla andık ama içim bu sene bir başka sebeple çok daha fazla sızladı.üzüldüm!..çok üzüldüm ve çok da öfkelendim.Bu sene Kafkas Soykırımı ve Sürgünü’nün 144. yılına “450. Yıl Maskaralığı”nın aktör ve suflörlerinin gölgesi vurdu maalesef.Herkesin malumudur ki anma etkinliklerinin bir kısmına katılan Dünya çerkes Birliği (Uluslararası çerkes Derneği) Başkanı Dzemıha Kasbolet, “450. Yıl Maskaralığı”nın baş aktörlerinden biriydi.“450. Yıl Maskarası” aynı şahıs davet edildiği için Kefken’deki anma etkinliklerinin de başköşesindeymiş okuduklarımıza göre. Buradaki görevi ise suflörlük yapmaktı zannediyorum. Büyük bir pişkinlikle, şu sözlerle başlamış konuşmasına hazret:
“144 yıl önceki sürgün sonucu büyük acılar çekerek bu topraklara kadar gelen insanlarımızın torunları olan bizler”
Bu sözler bir trajedi… Durulan bu noktada temel bir çelişki var.144 yıl önce olanlar bir “sürgün” ise, “450 yıllık dostluk ve kardeşlik” yalan.“450 yıllık dostluk ve kardeşlik” iddiaları doğru ise, Kafkasya’daki savaşlar, işgaller, soykırım ve sürgünler yalan.
Bu iki farklı uç iddianın ortak tek noktası, olayların kahramanları; işgalci ve suçlu Rusya ve mazlum ve mağdur Kuzey Kafkasya.…Fazla geriye gitmeye gerek yok. Sözlerin sahibini ve başkanı olduğu kurumu (UçD- DçB) son “450. Yıl Maskaralığı”ndaki icraatlarıyla tanıyoruz.450. yıl kutlama organizatörleri hangi yüzle ve vicdanla 144. yıl etkinliklere katılıyorlar?Sen dokuz ay önce (Eylül-Ekim 2007) “Adigeler 450 yıl önce Rus çarı’nın himayesine girmişti. Biz yüzyıllardır Büyük Rusya’nın şefkatli kollarında kardeşçe yaşıyoruz, yaşayacağız” diye nutuklar at.300 yıllık özgürlük mücadelesini, soykırımı ve sürgünleri bir kalemde sil. Kölelik zincirlerini en kutsal paye gibi boynuna as.Sonra gel, köleliğe layık gördüğün onurlu bir halkın en acı gününde timsah gözyaşları dök.Bu ne tezat durum?Bu ne ikiyüzlülük böyle?Bu bizim için, atalarının kadim özgürlük ve bağımsızlık idealini kalbinin en derin yerinde taşıyan, soykırım ve sürgünün tüm acılarını iliklerinde hisseden Kafkasyalılar için ne onur kırıcı bir durum.Anma etkinliklerinde Dzemıha Kasbolet adlı şahsa kimse bir şey sormadı mı Allah aşkına? Kasboletov Efendi burada ne arıyorsun sen? denmedi mi?…Anma etkinliklerinden bugüne iki hafta geçti. Ne bulunduğum çevrelerde ne de takip edebildiğim sanal ortamlarda “450. Yıl / 144. Yıl Paradoksu”na dair hiçbir tepki görmedim.Bu konuda geç bile kalıyoruz.üzüntümüzü ve acımızı ancak bu olaya sebep olan herkesi, tüm kişi ve kurumları kınıyarak hafifletebiliriz. Acımızı hafifletmek bir yana, hiç bir şey yapmazsak, üç maymunu oynarsak, yarın Huzur-u Mahşer’de Kafkasya’nın yüzbinlerce kahraman şehidinin, örneğin Pşikuy Bey’in[4] yüzüne nasıl bakacağız?Allah hepimizi “dilsiz şeytan” konumuna düşmekten korusun!
Notlar:
[1] Geniş Bilgi için bkz: Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı: 3, s: 4-5, Ocak 1991, Samsun, ve Kafdağı Dergisi, Sayı: 43/48, s: 103, Ağustos 90 / Ocak 91. Ankara
[2] Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez De GuellarS.S.C.B. Cumhurbaşkanı M. S. GorbaçovT.C. Cumhurbaşkanı Turgut özal’a
KAFKASYA DAĞLI HALKLARI BİRLİĞİ DEKLARASYONUBiz Kafkasya dağlı halklarının temsilcileri, Kafkasya’nın bağımsızlık ve özgürlüğü uğruna can veren atalarımızı anmak ve yabancı ülkelere sürülen muhacir soydaşlarımıza dostluk elimizi uzatmak amacıyla Abhazya ö.S.S.C. başkenti Sohum kentinde toplandık.özgürlük ve bağımsızlık aşkı, her zaman dağlı ulusal bilincinin temeli olmuştur. Bu yüce idealleri savunma mücadelesi tarihimize kahramanlık ve trajedilerle dolu nice sayfalar yazdırmıştır.Fakat payımıza düşen en ağır sınav, Rus imparatorluğuna karşı verdiğimiz antikoloniyal mücadeledir. çarlık hükümeti yalnız Kafkasya’yı fethetmek değil, baş eğmeyen dağlıları yok etmek ve sürmek amacını da güdüyordu. Gerçekte bu amaç, halklarımıza karşı bir soykırım olan savaşın barbarca karakterini belirlemiştir.Savaş sırasında yüz binlerce insan açlık ve hastalıktan öldü. Sağ kalanlar dağlara sığındılar, çünkü çok sevdikleri vatanlarını terk etmeye zorlanıyorlardı. Milyonlarca sürgün-muhacir vatandan atıldı. Sersefil bırakılıp dünyaya savrulan dağlılar, vatanlarında ve gurbette pek çok acılar çektiler. Fakat bütün bu talihsizliklere, öz vatanımızda birbirimize kavuşmanın kutsal umudu sayesinde dayandık.Sovyetler Birliği’nde cereyan eden köklü demokratik değişimler, halklarımıza bu adaletsizliği düzeltmek için tarihi bir şans veriyor.Şuna inanıyoruz ki, XXI. yüzyılın eşiğinde Sovyetler Birliği ve Türkiye hükümetlerinin iyi niyeti, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kamuoyunun yardımıyla, Kafkasya dağlı halklarının anayurtlarında bütünleşmesini sağlayacaktır.Kafkasya Dağlı Halkları Birliği (K.D.H.B.) adına aşağıdaki hususların gerçekleştirilmesini gerekli sayıyoruz:1- Kafkas savaşının bitiş tarihi olan 21 Mayıs 1864, Kafkas savaşı ve sürgününün kurbanlarını anma günü olarak ilan edilmelidir.2- Kafkas dağlıları ile dışarıdaki soydaşları arasında kültürel, bilimsel ve diğer ilişkileri kurmak için ortak bir uluslararası program yapılmalıdır.3- Kafkas dağlılarının kendi ülkelerine dönüp, tarihi vatanlarında soydaşlarıyla bütünleşmeleri için uygun koşullar sağlanmalıdır.Bu deklarasyon Abhazya’da Sohum kentinde 31 Mayıs 1990 tarihinde, otuzbin kişinin katıldığı Kafkasya Dağlı Halkları Temsilcileri mitinginde kabul edilmiştir.Kafkasya Dağlı Halkları Birliği Koordinasyon Komitesi Başkanı Y. Musa ŞenibeAbhazya Halk Forumu “Aydglara”nın Başkanı S.M. Şamba
[3] Adige Maq, 23.5.1992. (Türkçesi: Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı:9, s: 62-63, Temmuz 1992, Samsun.)
[4] PŞIKUY BEY’İN AĞITI
Ne kadar cesur bir kalbe sahip!
Oysa ne kadar genç,
Ve cesur olduğu kadar da cömert;
Kendi evi değildi savaştığı,
Korumak için uğruna can verdiği!
Ay-a-ri-ra.
Dinle General Zass’ın davulunun sesini!
Gör, bak nereden geliyor Kazaklar;
Korkusuz Pşikuy, onların arasına dalıyor
Davula yöneltiyor kılıcını.
Ay-a-ri-ra.
Evi sonsuza kadar çökmüş bulunuyor,Y
ıkılmış çünkü direği!
Kızkardeşi ağlıyor; ne evi var,
Ne de kaçacak yeri o günden.
Ay-a-ri-ra.
Yırtıyor, parçalıyor kuzguni saçlarını,
Leipsic ipeğinden daha siyah ve parlak,
Göğsünü yumrukluyor çünkü,
Evinin direği, cesur Pşıkuy yok artık.
Ay-a-ri-ra.
Doğruca General Zass’ın üzerine sürdü atını,
Canını kurtarmak için kaçtı Zass;
Ama o da; atını alıp getirdi zafer içinde,
Atını ve süslü koşumlarını!
Ay-a-ri-ra.
O ölüm kalım günündeİki at yordu, değiştirdi;
Fakat kendi ruhu yorulmadı,
O kadar güçlüydü ki yüreği!
Ay-a-ri-ra.
Bir aşık olarak gittiği o ülkeden
Tabutun içinde döndü!
Tuzlu göz yaşları döken annesi,
Islattı cansız yüzünü Pşıkuy’un
Ay-a-ri-ra.
“Allah’a şükürler olsun! dedi kadın ağlarken,
Bir yağmacı değildi, O;
Fakat elde kılıç öldü,
Allah ve Adige için”
Ay-a-ri-ra.
Köyün diğer bütün kadınları da,
Göğüslerini parçaladılar, ağladılar,
Eyvah ey gün! Eyvah ey zaman!
öldü artık bizim koruyucumuz.
Ay-a-ri-ra.
Köyün diğer bütün kadınları acılı yaşlar döktüler,
İçleri yandı, koruyucularının gitmesine;
çok iyi biliyorlardı ki, kendileri ve çocukları
Kurtulmuşlardı, Pşıkuy kılıcını çektiği zaman.
Ay-a-ri-ra.
O hayatını kaybetti, fakat
Tabutunu hala süslüyor silahları;
Orada duruyor siyah tüfeği de,
Patlattığı zaman Rusları korkuyla çökerten.
Ay-a-ri-ra.
O gün giydiği kan kırmızısı elbisesi
Bütün gün parladı, durdu,
En koyu yıldırım bulutları içinde yol alan
Bir güneş gibi.
Ay-a-ri-ra.
Kara atı, bir şahin gibi dönerken,
Pşıkuy onu savaş alanına sürdü;
Elbisesinin kolları sallanıp durdu
Kılıcını savurmasından çıkan rüzgardan.
Ay-a-ri-ra.
“Atımı alın kızkardeşime götürün!”
Dedi, can verirken Pşıkuy,
“Onun gözlerinden kanlar dökülmeli,
Diğer gözler sadece su ağlarken.”
Ay-a-ri-ra.
Ve bir şehid bu şekilde düşerken
Açıldı bütün cennet kapıları
Karşılamak için Kahraman’ı,
Erenlerle sonsuza kadar kalması için.
Ay-a-ri-ra.
Kaynak: John Longworth, Kafkas Halklarının özgürlük Savaşı, çev: Sedat özden, sf:204-206, Rey Yayıncılık, Kayseri 1996.