İgor Yarkeviç
Berlin duvarlarının yıkıldığı zannediliyor; bu sadece biz zandır.Ben soğuk savaş başladıktan on altı yıl sonra dünyaya geldim. Bizim nesil için soğuk savaş gölge, ışık, su, yemek, rüya ve gerçeklik idi. çocukluk, yetişkinlik ve gençliğimiz onun fonunda geçti. Soğuk savaş bittikten sonra benimle aynı nesilde olanların artık çocukları dünyaya gelmeye başladı. Soğuk savaş hakkında, tüm savaşlar hakkında söylenebilecek her türlü kötü şey söylenilebilir. Ancak onun bir artısı oldu: Sovyet yönetiminin sonunu getirdi.
Benimle aynı yaşta olanlar Sovyet’in son neslidir. Şayet soğuk savaş olmasaydı, o son nesil değil, sıradaki bir nesil olacaktı. Şayet soğuk savaş olmasaydı bu gün dünyanın tamamı Sovyetlerden ibaret olurdu. Berlin duvarları Batı ile Doğu’yu ebedi olarak bir birinden ayırdı ve Batı’yı Doğu’dan kurtardı. Berlin duvarları şimdi de onları bir birinden ayırıyor. Onun dağıldığı sadece bir zandan ibarettir. Batı düşüncesi ile Doğu düşüncesi arasında bu duvar her zaman olacaktır. Batı soğuk savaş döneminde Rus kalbi ile Rus fiziğini bir birinden kesin olarak ayırdı. Rus kalbi Tolstoy ve Bolşoy Teatr (büyük tiyatro), Rus fiziği ise nükleer başlıklı füzeler ve atom bombasıdır. Bir Rus gibi fiziğimden korkmaları elbette ki beni rahatsız ediyor. Ancak ben anlıyor ve kabul ediyorum ki ondan sadece korkmak değil, aynı zamanda onun takip edilmesi de gerekiyor. Şayet o takip edilmezse, yine tanklarını ya çekoslovakya, ya da Afganistan’a çıkaracaktır.
Soğuk savaş Rus ideolojisine dair ebedi bir hüküm vermiş oldu. Batı anladı ki, Rus ideolojisi değişken ve gizemlidir. Genel olarak ise saf Rus maneviyatı ile agresif Rus vücudunun bir araya gelmesinden teşkil olmuştur. Rus ideolojisinin temel istikameti dünyanın eğitilmesi olmuştur. Bu ya Lev Tolstoy, ya Bolşoy Teatr tarafından, ya da su altı bombaları ve komünizm tarafından gerçekleşti. Batı, Ruslardan daha derin bir şekilde Rus ideolojisini anladı. Netice itibariyle de Batı böyle bir ideolojiden korkmadan edemezdi.
Soğuk savaşın yirminci yüzyıl Rusyası hakkında çok vahşi bir anlayışı ortaya çıkarması ise farklı bir meseledir. Batı için Sovyetlerin durumu Stalin döneminde de, Kruşçev döneminde de, Brejnev döneminde de tahminen aynıydı. Batı için Rus saatinin okları ancak Gorbaçov ile değişecekti. Batı’nın anladığı şekliyle bu anlayış Rus ideolojisine aittir. Onlar Rusya’yı yalnızca kendisini seven ve mitolojik bir şekilden kurtulduktan sonra nasıl olduğunu göstermek isteyeceklerdi. Rus şehirlerinin sokaklarında beyaz ayılar avare bir şekilde dolaşıyor. Beyaz ayılar kozmosa uydu fırlatabiliyorlar ancak normal bir selamı ise üretemiyorlar. Onlar iki tür oluyor. Beyaz ayılardan birincileri KGB ajanlarıdır, Rus kalpleriyle ve Rus fizikleri ile yüzde yüz Stalin’e (Kruşçev, Brejnev) teslim olmuşlar. Onlar Batıdan nefret ediyor ve Batıya ait olan her şeyi ayı pençeleri ile mahvetmeye hazırlar. Bunlar Ortodoks beyaz ayılarıdır.
Ancak başka türlü de beyaz ayılar vardır. Onlar Stalin’i (Kruşçev, Brejnev) sevmiyorlar ve o kadar da agresif değiller. Komünist ideolojisine şüphe ile yaklaşıyor ve genel olarak da batı tarzı düşünüyorlar. Onlar Ortodoks olmayan beyaz ayılardır. Bu beyaz ayılar dissidentlerdir. Ortadoks beyaz ayılar zaman zaman dissident beyaz ayıları lagerlere (Sovyet döneminde mevcut olan özel kamplar) gönderiyorlar ki onlar Batı’ya bakamasınlar ve komünizme daha fazla inansınlar. Bazen lagerde oturanlar şiirler yazıyor ve müzikler besteliyorlar. Sonra da doğrusu ve yanlışı ile onları gelişmiş Batı dünyasına gönderiyorlar. Batı dünyası da ortadoks beyaz ayıların zulmünden muzdarip olan dissident beyaz ayıların haline gerçekten acıyor. Dissidentler, Ortodokslardan yönetimi almaya dair hayal bile kurmuyorlar. Onlar ancak şunları istiyorlar: Ortodokslar onları lagerlere sürmesinler, komünist partisine zorla sokmasınlar, sevimli kitaplarını, filmlerini ve resimleri ellerinden almasınlar, “Golos Amerika” (Amerikanın Sesi) radyosuna dinlemeye mani olmasınlar, rock-n-roll oynayabilsinler, Taganke’de tiyatroya, öncül ressamların sergilerine gidebilsinler ve genel olarak da onları rahat bıraksınlar.Ancak Ortodoks beyaz ayılar onları sesli bir şekilde Lenin’i, Stalin’i, (Kruşçev ve Brejnev’i) ve nedeni belli olmayan sebeplerden dolayı Marks’ı okumaya zorluyor, boş vakitlerinde de ayakta “İnternational”ı okumaya zorluyorlar. Ortadoks beyaz ayılar Batı’nın Rusya’yı vahşi gördüğüne inanıyorlar. Yani onlar Batıyı, Batının Rusları gördüğü vahşi görüntüden daha az vahşi görmüyorlar. Onlara göre batıda külli işsizlik, enerji krizi vardır ve her şey kötüdür. Zencileri linç ediyorlar. Bütün dünyayı ‘Sam Amca’ idare ediyor. O direkt Washington’dan nükleer başlıklı füzeleri Sovyetlere, bizzat Politbüro ve yoldaş Stalin’e (Kruşçev, Brejnev) doğru yöneltmiştir. Sam Amcanın Yahudi aksanı vardır, İsrail ise onun en yakın arkadaşıdır. Dolayısıyla da Sam Amca Washington’dan doğrulttuğu nükleer füzeleri Sovyetlere Tel-aviv üzerinden göndermek niyetindedir. Sam Amca geceleri rulet oynamak, caz dinlemek için en yakın bara ya da geneleve gidiyor. Bunlar farklı yerlerdir. Ancak Ortodoks beyaz ayılara göre ikisi de aynı yerdir. Ortodoks beyaz ayılar Sam Amcaya hased ediyor ve gıpta ile bakıyorlar. Kendileri de en yakın genelevde caz müziğini dinleyerek rulet oynamak istiyorlar. Ancak Ortodoks olmayan beyaz ayıları da nedense takip etmek istemiyorlar.
Batı Rusya hakkındaki çürük düşüncelerinde haklı idi. Tahminen 1960’lı yıllarda Rus vücudu yoruldu ve Rus zaman saatinin okları gerçekten durdu. Rusların hayatında o zamana kadar ne değişebildiyse değişti. Ne değişemediyse Gorbaçov döneminden sonra değişemedi. Ya da hiç bir zaman değişemedi. Seksenli yılların başlarında Moskova yakınlarında İstru şehrine gittiğimi hatırlıyorum. Nisbeten refah içinde yaşayan Moskova’nın fonunda geride kalan Sovyet mekanları gerçekten feci gözüküyordu. Orada yine aynı evlerde oturuyor, aynı biraları içiyor ve Stalin hakkında aynı şarkıları söylüyorlardı. Stalin dönemi ile Brejnev dönemi arasında hemen hemen hiç fark yoktu. Bu fark, Moskova ve kısmen de Petersburg’dan başka bütün Rusya’da yoktu.
Rus vücudu tam olarak iflas ettiğinde Gorbaçov geldi ve soğuk savaş sona erdi. Ayılar ülkesi şer imparatorluğu olmaktan kurtuldu. Dissident beyaz ayı tüm nefesiyle bağımsızlık havasını soludu. Ortodoks beyaz ayı ise iyiye doğru değişti. Onu değişmeye zorlayan ise soğuk savaşı kaybetmesiydi. Yoksa o ebedi olarak ortodoks ve zenci savunucusu olarak kalacaktı. Şimdi o dissident beyaz ayı ile aynı vücuda yerleşmiştir. çünkü dissident beyaz ayı ortodoks beyaz ayıdan artık farklı değildir. Dissident beyaz ayının esas kozu onun maneviyatı idi. Ancak soğuk savaş bittikten, yani neredeyse dissident beyaz ayıların bütün hayalleri gerçekleştikten sonra Rus maneviyatı kayboldu ve çürüdü. O hemen sonra bilboard ve blokbasterlerin dünyasında eridi.
Batı’nın gözünde bugün Rus ayısı nasıl gözüküyor?Elbette ki önceki gibi gözükmüyor. O, saçını sakalını kestirdi, yıkandı ancak yine de ayı teri kokuyor. Onun çok yakınına yaklaşmak olmaz. O Batı üretimi arabalarda dolaşıyor, Batı beyaz eşyasını kullanıyor, Batı bankalarında hesabı var, ancak yine de Batı demokrasisine tam olarak inanmıyor. Evet, bir de o çok çalıyor, hırsızlık yapıyor. Onunla konuşmak için aynı masada oturmak mümkündür, ancak o karşısındaki ile değil kendi kendisiyle yalnızca kendisinin anladığı bir dilde konuşuyor. O artık gelişmiş bir şekilde cinsel hayat yaşayabiliyor, ancak yine de zorlama onun için daha uygundur. Rus ayısı Batı için tahmin edilemez olarak kaldı. O kendisi için de tahmin edilemezdir.
Soğuk savaş bitmedi.Ancak Rus vücudu savaşmayı hiç istemiyor. Rus vücudu yoruldu. Rus kalbi karanlıklar içindedir. Rus ideolojisi unutulmuştur. Rusya’dan artık korkmayabilirler.Ancak Rus ayısından her zaman korkmak gerekiyor. çünkü onda her zaman ortodoks bir ayı olduğuna dair Rus ideolojisi hakkındaki hatıraları yaşayacaktır. Onun kendisi de artık, doğru dürüst bu ideolojinin ne olduğunu ve Ortodoks ayı olarak nasıl gözüktüğünü hatırlamıyor.Ancak tekrar hatırlarsa, soğuk savaş da tekrar başlar.
çeviren: İbrahim Ali
_________________________________________
Kaynak :http://www.dunyabulteni.net/