Zafer Süren Ajiba
çerkeslerde bireysel özgürlük çok fazla gelişmiştir. Bu, binlerce yıllık kültürel birikimlerinin sonucudur. Mesela, geleneklerimizde el öpme, tokalaşma adeti yok idi.
İki kişi yaşları ve konumları ne olursa olsun sevgi, saygı gösterisinde bulunacaklarsa birbirlerine sarılıp, başlarını sağ omuzlarına değdirirlerdi. El öpme biat ve itaat demek olduğundan kabullenilmezdi. Bende bu yüzden, annem hariç, hiç kimsenin elini öpmem ve elimi de kimseye öptürmem.
çerkes geleneklerinde şöyle bir adet var idi: Herhangi bir kimse, düşmanlarından canını kurtarmak için bir ailenin evine veya o evi belirli sınırlarla çevreleyen alana girse – ki o ailenin kan davalısı olsa dahi – şahıs o aile tarafından canı pahasına korunur, bundan dolayı kimse o evin sınırlarını geçmeye ve düşmanını yakalamaya cüret etmezdi.
Korktukları için mi, güçleri yetmediği için mi böyleydi? Şüphesiz ki hayır! Sebep şu idi: kişinin, ailenin hak ve özgürlük alanına dokunmak, kendi hak ve özgürlüklerine dokunmak demekti de onun için dokunulmuyordu.
Evin etrafındaki sahayı genelde bir çit çevirir ve bu çitin içinde kalkan alana “Agora” denirdi. öreğin: Altan yıgora. Hani şu Antikçağ Yunan halkının toplandığı ve özgürce konuştukları “Agora” dedikleri özgürlük alanları var ya, aynen onun benzeridir bizim agoralarımızda, orası gibi dokunulmazdır. Ve tuhaf ki aynı adla anılırlar. Onlar mı bizden aldı, biz mi onlardan aldık, araştırılması gerekir.
Bugün dünyada binlerce halk, yüzlerce devletin sınırları içerisinde “vatandaş” olarak yaşamaktalar. Vatandaş çağdaş bir kavramdır.”Aynı vatanı paylaşanlar” anlamına gelir. Belirli bir ülkenin sınırları içinde yaşayan çeşitli halklardan olan herkes için, ayrımsız olarak eşitliği ifade etmek için kullanılır. Oysa , “devşirme” çağdışı bir yapıyı ifade eder. Osmanlı emperyal idi. Kılıç gücüne dayanarak, zora başvurarak “devşirme” işlemini gerçekleştiriyordu. Tüm emperyallerin yaptığı gibi. O yüzden bugün kullanıldığında bir “aşağılama” ifadesidir. Geçmişi ne olursa olsun bir insan ve o insanın içinden geldiği halk aşağılanmayı hak etmez, edemez. Bu bir demokratın yapacağı şey değildir.
“Etnik=Azınlık” kelimesi de bugün itibariyle aynı “devşirme” gibi çağdışı, aşağılayıcı bir deyimdir. İçeriğinde: sen nüfus olarak burada azsın, senin kültürün burada geçmez, sen buraya ait değilsin söylemlerini taşır. çağdaş, demokrat, aydın olarak kendini tanımlayan hiç kimse “Etnik=Azınlık” kelimesini kullanamaz. Kullanırsa, çağdaş, demokrat ve aydın olamaz. çünkü hiçbir halkın kültürü, nüfusu ne kadar az olursa olsun, çoğunluk kültürden kötü, aşağılık veya işe yaramaz değildir. Bugün dünya üzerinde konuşulan, yaşayan dil ve kültürlerin oluşumları en az binlerce yıl gerilere gider. Nasıl insanların eşitliğini savunuyorsak, dillerin ve kültürlerin eşitliğini savunmak demokratlığın gereğidir.
“Beyaz” ise herkesin şikayet ve eleştiride bulunacağı bir deyimdir. Buradaki “beyaz” kavramı; ak, pak, suçsuz, günahsız, iyi vatandaş anlamına gelebileceği gibi; renksiz, şeffaf, kişiliğini yitirmiş anlamını da kapsar.
çerkesleri – diğer tüm halklar içinde aynı sıralama geçerlidir-Türkiye de dört katogoriye ayırabiliriz;
1-Halk olarak kökeni çerkes olup, kökenini bilmeyenler.
2-Halk olarak kökeni çerkes olup, dedem çerkesmiş diyenler.
3-Halk olarak kökeni çerkes olup, çerkesler Türk’tür diyenler.
4- Halk olarak kökeni çerkes olup, evet ben çerkesim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyenler.
Bundan dolayı, çerkes halkı dediğimizde dördüncü katogorideki tarifi anlamak gerekir.
Birinci den üçüncüye kadar hepsi “beyaz”dır. Bunların içinde en safı ve masumu birinci katogoride olanlardır. Bu yapısından kaynaklanan bir masumiyettir. çünkü hangi halktan olduğunu bilmemekte, kendini tabii olduğu halktan saymaktadır. Bu doğal ve anlaşılabilir bir durumdur.
Türk, Kürt, çerkes, Arnavut, Laz vb. halkların ortak şikayet ettikleri grup ikinci ve üçüncü katogoridekilerdir. Onlar yapıları gereği “kraldan fazla kıralcı” davranırlar. Onlar farklılaşmış değişmiş, kendileri olmaktan çıkmış, başkalaşmışlardır. Onlar hem içinden çıktıkları halk, hem de kendilerini tabi hissettikleri halk tarafından dışlanırlar. Ve onlar hayatlarının son noktasında “ah keşke halkım için bir şeyler yapabilseydim” derler.
“Teke Tek” ve “Tarihin Arka Odası” programlarına katılan Türk Tarih Kurumu eski başkanı Sayın Yusuf Halacoğlu şöyle söyledi: Türkiye nüfusunun yüzde otuz beşi Balkan ve Kafkas göçmenleridir.
Bunu iyimser bir yaklaşım varsayalım ve doğru olduğunu kabul edelim. Bu yüzde otuz beş’in ½’ni çerkeslerin oluşturduğunu yine iyimser bir yaklaşımla kabul edelim, yani Türkiye nüfusunun yüzde on beşi.
İşte Türkiye Cumhuriyetin de, tüm kurul, kurum ve her türlü resmi oluşumlarda çerkeslerin en çok temsil edilecekleri oran budur. üstelik “Beyaz” ve “Siyah” ile.
çağımızda bir ülkenin itici gücü sermayedir. Yani üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanlar. Onlar ülkenin yapılandırılmasına, gelişmesine, sanatına, kültürüne yön de verirler. Geçenlerde bazı listeler yayınlandı: Türkiye de en çok vergi verenler listesi, ilk yüze girenler ve Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları listesi v.s.
Bilen biri varsa açıklasın bu listeyi oluşturanların oranlarını. Açıklanırsa görülecektir ki çerkesler bu listelerde oran olarak en alt sıraları oluşturacaktır. Nasıl bakanlar kurulunda yoksalar, nasıl parlamenterler arasında yoksalar, siyaset alanında yoksalar aynen öyle. Sayın İlber Ortaylı bir kitabında çerkesler için diyor ki ”bakmayın siz onların fazla gürültü çıkardıklarına, okumuşları biraz fazladır da sesleri ondan çok çıkar.” Bunda haklılık payı var, hiçbir bir yerde nüfusları oranında yoklar. Tabii ki bu “çerkes yok” anlamına gelmiyor.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan halklara büyük görevler düşmektedir.
-Sivil, demokratik bir anayasa.
-Bu ülke bütünlüğünü oluşturan halkların kültür ve dilleri üzerindeki tüm sakıncaların kaldırılması, gelecek kuşaklara aktarılması için devletin gerekli tüm önlemleri alması.
-Devletin uluslararası sözleşmelerle yükümlülük aldığı anlaşmaları uygulamaya sokması.
-Dünya ile entegre olmak için, Avrupa Birliği’ne girmesi.
Evet, bu ülkeyi oluşturan tüm halklar geçmişlerinde büyük acılar çekmiştir. Bunları kimse inkar etmiyor.
Dünü yaşayamayız, o yaşanıp bitmiştir. Gelecek yarındır.Yarın;
Bu ülkede yaşayan tüm halklardan oluşan, bu ülkeye bağlı özgür bireyler in“Türkiye vatandaşlığı” bağlamında, eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde,-Tek Devlet-Tek bayrak
-Resmi, ortak dil Türkçe
Birlikteliğine gönül ve emek verilerek kurulacaktır.
Tüm bunlara ben bir çerkes olarak evet diyorum!