FİKRET ERTAN
Görevi 7 Mayıs günü Putin’den devralacak olan Rusya’nın yeni başkanı Medvedev nasıl bir dış politika izleyecek, selefinin sert çizgisini mi devam ettirecek, yoksa daha yumuşak bir çizgi mi benimseyecek?
Bu sorular ve benzerleri bugün Amerika’nın, Avrupa’nın, NATO’nun ve eski Sovyet cumhuriyetlerinin en çok sordukları ve cevap bulmaya çalıştıkları sorular elbette.
Bu sorular sorulurken Putin’in bizzat kendisi geçen cumartesi günü soruların cevabını verdi de. Almanya Başbakanı Merkel ile Moskova’da yaptığı ortak basın toplantısında Putin, Batı’nın halefinin kendisinden daha yumuşak bir dış politika izleyeceği yolundaki umutlarının boş umutlar olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:
“… Dmitri Medvedev liberal görüşlerini ispatlamada özgürdür. Ancak iyi anlamı bakımından Medvedev benden daha az Rus milliyetçisi değildir. Muhataplarımız onunla işlerin daha kolay yürüyeceğini sanmasınlar.”
Medvedev, Putin’in bu açıklamalarına bir cevap vermedi ama daha önceleri kendisinin Putin’in dış politikasını devam ettireceğini, bu konuda uyumlu bir işbirliği içinde olacaklarını defalarca söylemişti. Bu bakımdan kısa ve orta vadede Medvedev’in Putin’in dış politikasını esasta devam ettireceği, Putin’in Amerika ve özellikle NATO konusundaki sert, tavizsiz tavrını aynen uygulamaya çalışacağı şimdiden söylenebilir. Bu konular da şunlar:
Putin Amerika ile ilişkilerde bugün en çok radarları çek Cumhuriyeti’ne, önleyici füzeleri ise Polonya’ya konuşlandırılması planlanan füzesavar sistemi üzerinde duruyor. Sistemin hayata geçmemesi için zaman zaman tehditkâr bir üslup da takınıyor. Ayrıca Amerika ile birtakım nükleer anlaşmaların gözden geçirileceğini de söylüyor. Ancak Rusya’nın Amerika konusundaki dış politikasının şekillenmesinde Amerika’daki başkanlık seçimlerinin sonuçlanmasını beklemek gerektiği de aşikâr; zira Amerika’nın seçilecek yeni başkanının nasıl bir Rusya politikası izleyeceği bilinmiyor. Başkan adayları bu konuda bugüne kadar herhangi bir ipucu da ortaya koymuş değiller. Bu bakımdan önümüzdeki yıla kadar Rusya’nın bugünkü Amerikan politikasının hemen hemen aynı yolda ve esasta devam edeceği varsayılabilir.
NATO konusunda ise Putin, teşkilatın Ukrayna ve Gürcistan’ı yeni üye olarak kabul etmemesini istiyor. Bu konuda da zaman zaman tehditler savuruyor, mesela Ukrayna’nın NATO üyesi olması halinde Rus stratejik füzelerinin Ukrayna’yı hedef listesine alacağını bile söylüyor. Gürcistan’ın üyeliği konusunda da aynı şekilde sert ve tehditkâr bir tavır sergiliyor. Tabii hem Ukrayna’nın hem de Gürcistan’ın NATO üyeliği konusunun önümüzdeki ay yapılacak NATO’nun Bükreş Zirvesi sırasında netlik kazanacağına da burada yeri gelmişken işaret edelim.
Bugün her iki ülkenin NATO üyeliğine kabulünü sağlayacak olan üyelik Eylem Planı konusunda üye ülkeler arasında görüş farklılıkları var. Amerika her iki ülkenin üyeliklerine tam destek verirken bazı Avrupalı üyeler Rusya’nın muhtemel tepkisinin dikkate alınması gerektiğini söylüyorlar. Ayrıca, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği konusundaki durumları da farklı sayılır. Gürcistan’da üyelik konusunda neredeyse tam bir mutabakat varken Ukrayna’da bir bölünmüşlük var. Bu ülkenin Rusya yanlısı güçlü muhalefeti üyeliğe şiddetle karşı duruyor.Bütün bu konular ve başkaları Başkan Putin’in de katılacağı Bükreş Zirvesi’nde ele alınacak. Bu yüzden bazı konuların netleşmesi açısından çok önemli bir dönüm noktasını teşkil edecek Bükreş Zirvesi’ni beklemek gerekiyor. Ancak, yine de ben yukarıda da belirttiğim gibi kendi açımdan Rusya’nın Amerika ve NATO ile diğer blok ve ülkelerle olan politikalarının değişeceğini sanmıyor ve Medvedev’in Putin’in çizgisini izleyeceğine, bugünkü şartlarda başka alternatifinin olmadığına inanıyorum. (KAFKASEVİ)