photoforum@inbox.ru
Adnan Arslan
tseyadnan@hotmail.com
Kufecağem, wiuwç’ıştmi faeq-o
çağırana, seni öldürecek ise de git
çerkes Atasözü
Onlar öyle zannediyor ya..
Problemin kaynağını sadece isimlendirmelerde arayanlarla zannettikleri kadar ilgilenmiyoruz aslında.
Daha anlamlı fikirler geliştirmelerini bekliyoruz belki biraz da..
Evet, ne demek istediklerini anlamaya çalışıyoruz şimdiden..
çözüme katkı anlamında söyleyecekleri varsa dinliyoruz kendilerini..
Dinleyeceğiz de nitekim..
Onlar -kendilerince- bizi hiç önemsemiyormuş gibi görünseler de..
Evet, biz kendilerini önemsiyoruz da ayrıca..
Yazdıklarını inceliyoruz..
Onlar bu tür sözleri, ‘Bak nasıl da dikkatlerini çektik, yalnız gündemlerine değil rüyalarına da gireceğiz bundan sonra’ kabilinden değerlendirmelerle çocuklaştırıyorsa da..
İnsan(lar)a değer vermenin zarar getireceğini düşünmediğimizden olsa gerek, takılmıyoruz bu tür egosantrik değerlendirmelere..
Neticede; sadece gerektiği kadar ilgileniyoruz kendileriyle.
Kusura bakmasınlar, takılıp kal(a)mıyoruz ..
***
Kendileri..
Milletlerin tarihinden, ulusların oluşumundan, devletlerin şekillenmesinden ve sair uluslaşma çabalarından bahsediyorlar sıkça..
Standart bir jargona sıkışmış anlatımlarını eksikli buluyorsak da..
Yine de okuyoruz, değerlendiriyoruz..
Hatta itiraf etmek lazım.. Bazen bilmediklerimizi de öğrenmiş oluyoruz..
Sağ olsunlar, var olsunlar..***
Gerçi anlayan anladı ama bu ‘standart jargon’ bahsine muhtemelen başka bir yazıda değineceğiz..
Zira pergelin ucunun başlangıçtaki noktada durmadığı ortada..
Hareketin; geçmişi hiç irdelemeden ve günün gerçeklerinden hareketle, ‘Herşey çerkesya için’ noktasından; geçmişle yüzleşiyormuş gibi, ‘Biz o zaman da her şeyi çerkeslik için yapmıştık, Türkiye siyaseti üzerine doğru olan bizim yaptığımızdı’ vedevamla ‘mağduruz biz’ edebiyatına doğru evrildiğini gözlemliyoruz..
Aslında en baştan yani henüz daha evrilme yaşanmadan da çözüme dair bütün öneriler benzer algılar oluşturuyordu ya..
Bu algıyı çok önemsememiş, ‘Hemen de etiketlemeyelim canım’ diyerek yeni bir soluk nitelemesini daha önemli bulmuştuk..
Gelinen noktada bu konuya da değinmek ve belki de ‘Hayırdır, ne oluyor?’ diyerek, bazı şeyleri irdelemek gerekiyor..
Her neyse, bu başka bir bahis..***
İşin en enteresan tarafı..
Mesela.. Onların fikirlerine karşı bir cümle kurmaya kalktınız kazara..
Satır satır giydirmeler yapıyorlar en cevvalinden..
Aslında en iyi yaptıkları iş de bu, biliyor musunuz?..
Karşıt fikirli herhangi bir kalemin yazdıklarını çürütmek..
Peki, bu kadarla mı kalıyor yaptıkları?..
Hayır, siz o şartta ‘Kutsal İttifak’ içerisindesinizdir aynı zamanda (ve muhakkak)..
Düşünmek ve bunları kaleme dökmek sadece onların söylediklerini/yazdıklarını kabullenmek noktasında ehemmiyet arz eder..
Yoksa traş!.***
Hatta iş daha da ileri gidiyor ve koro halinde saydırmaya başlıyorlar..
Peki, sonuç?..
Düşünmeyeceksiniz çünkü onlar bunu yapıyor..
Konuşmayacaksınız, çünkü onlar konuşuyor..
Yazmayacaksınız, çünkü yazmak onların işi..
Tek şansınız kalıyor; susmak ve biat etmek..
Benmerkezcilik dedikleri bu olsa gerek..
Arada sırada demokrasi dediklerine bakmayın siz, popüler bir söylem olmasından öte pek bir şey ifade ettiği söylenemez kendileri için..***
Bu arada birileri de; bu kendilerini farklı bir ses olarak gören ama farklı düşünenleri ‘Kutsal İttifak’ etiketiyle etiketleyen arkadaşlara rağmen bir şeyler söylemeye çalışıyor..
Konuşulan bütün konulardan daha anlamlı olabilecek bu seslenişler ne hikmettir, hep de gümbürtüye gidiyor..
Kendimden ve yazdıklarımdan bahsetmiyorum, yanlış anlamayın..
Yalçın Karadaş’tan bahsediyorum ve çağrısından..
En son 15.10.2010 tarihinde mail gruplarına geçtiği yazısında, “…bu sessizlik ve sonuca ulaşmayan sanal laf kalabalıklarının sürmesinin yerine anavatan ve diyaspora için ön açıcı olabilecek ELEŞTİRİ-öZELEŞTİRİ,TESPİT, BEKLENTİ ve TALEPLERİMİZİ ortaya koyabilecek geniş katılımlı “ORTAK AKIL TOPLANTISI” için daha neyi ve kimi bekliyoruz?…” demiş Sayın Karadaş..
Bu çağrıya kulak vermek lazım, diye düşünüyorum.. Kişi, hangi görüşten olursa olsun, dinlemek lazım.. Ve yıllar önce başka bir iletişim ortamında da ifade etmeye çalıştığım üzere; artık ortak bir manifesto tesis etmek lazım..
Bunun için birbirimizi dinlememiz ve uzlaşamayacak olsak bile birbirimize tahammül etmemiz ya da en azından buna gayret etmemiz yeterli..
Bu millet için kaygılarımız varsa, Kafkasya/çerkesya için çabalıyorsak eğer; neden korkuyoruz bir araya gelmekten?..
Güçlü olmanın, etkin olmanın, söz sahibi olmanın çoğalmaktan geçtiğini, küçük ve farklı düşünen azınlıklar olduğumuz sürece dikkate alınmayacağımızı bilmiyor muyuz?..
72 fırkaya bölünmüş vaziyette ve mevzilerimizi koruma telaşıyla bu milletin geleceğine yön veremeyeceğimizi, sadece yerimizde debelenip duracağımızı anlayamıyor muyuz?..
Bu durumda olmamızı hedefleyenlerin, hedeflerine ulaşmanın verdiği hazla ellerini ovuşturduklarını ve daha da parça-pinçik olmamız için her an yeni bir hamle yapma arzusu içinde olduklarını tahayyül edemiyor muyuz?..
Konjonktürel olarak bize ait hangi fikir/fraksiyon öne çıkarsa çıksın, birlikte hareket etmezsek bir anlam taşımayacağını, ‘Kıt-a Dur’ komutu bekleyen piyadeler gibi yerimizde saydığımızı idrak edemiyor muyuz?..
Güneşin batıdan doğuşunu beklemiyorsak eğer, ciddi ciddi silkinmek lazım artık..***
Ortak bir akılda buluşmak için hiçbir kurumun varlığını sonlandırması gerekmiyor.. Hiç kimsenin kazanımlarını terk etmesi gerekmiyor..
Sadece birlikte hareket etme iradesi göstermek yeterli!.
Bu milleti sevmek ve ona hizmet etmek iddiasında ise kişi; düşüncelerini farklı düşünenlerle aynı ortamda paylaşabilecek, savunabilecek ve gerektiğinde ikna olabilecek cesarette ise kişi; bu toplantı/toplantılar yapılır ve bu davanın bir stratejisi oluşur..
Bu hemen oluşmaz elbette.. Yavaş yavaş oluşur.. Sıkıntılı oluşur.. Ama oluşur..
Geçmişte ‘wunafe’ yi içselleştirebilmiş bir toplumun zamane temsilcileri olarak bu girişime katkı vermemiz gerekmez mi sizce de?..
Bırakalım bu gereksiz gerilimleri ve kısır döngü haline gelen hissiyatsız tartışmaları (yüz yüze olmamanın verdiği duygusuzluktan bahsediyorum), terminolojik saplantılarımız da dahil birbirimize söylemek istediğimiz ne varsa, yüz yüze söyleyelim.. ‘O benim muhatabım değil, onun olduğu yerde ben olmam’ basitliklerini bir kenara bırakarak, bir araya gelelim ve samimiyetle birbirimizi anlamaya çalışalım..
Zor olacağını biliyorum..
Yalçın Abi de biliyor..
Ama inanın, denemeye değer..
Peki ya sizce?