İstanbul’da Sivil Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen ‘Kürt Meselesinde çözüme Bir Adım çalıştayı’ sonuç bildirgesi Diyarbakır’da açıklandı.Kürt sorununun çözümü sürecinde bölge halkının yanlız PKK ve BDP’den ibaret görülmemesinin istendiği bildirgede, çözüm sürecine bölgenin diğer etkili çevrelerininde dahil edilmesi istendi. Kürt sorununun sadece Güneydoğu’nun sorunu olmadığı açıklanan bildirgede, “Kürt sorunu Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun bir sorunudur. özgürlükler dolayısıyla hiç bir yerde bölünme olmamıştır. Sorunun çözümünde devlet hariç her şey konuşulmalıdır” denildi.
DEVLETİN BİRLİĞİ HARİç HER ŞEY KONUŞULMALI
Sivil Dayanışma Platformu tarafından İstanbul’da 4-5 Aralık tarihlerinde düzenlenen ve sivil toplum örgütü temsilcileri, akademisyenler, hukukçular, medyadan 50’ye yakın kişinin katılarak görüşlerini açıkladığı ‘Kürt Meselesinde çözüme Bir Adım çalıştayı’ sonuç bildirgesi Diyarbakır’da, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu ile ağırlıklı olarak İslami grupların da katıldığı bir toplantıyla açıklandı.
Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Ayhan Ogan, 12 Eylül referandumundan sonra Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye’de yeni bir dönem başladığını, referandum sonrası oluşan olumlu atmosferde sorunun çözümüne katkıda bulunulması amacıyla böylesi bir çalıştayın düzenlendiğini söyledi. Kürt sorununun çözümü sürecinde bölge halkının yanlız PKK ve BDP’den ibaret görülmemesi gerektiğini belirten Ayhan Ogan, “Bölgedeki diğer etkili çevreler de meseleye dahil edilmelidir. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere bölgedeki kanaat önderlerinin ve büyük çoğunluğun beklentileri ve talepleri dikkate alınarak çalışmalar yürütülmeli” dedi.
Kürt meselesinin sadece Güneydoğu’da yaşayan Kürtlerin sorunu olmadığını, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun bir meselesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ogan, “Dolayısıyla Türk-Kürt, Doğulu-Batılı tüm kesimlerin hassasiyetleri göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye’nin birlik ve beraberliği göz ardı edilmemelidir. Farklılıklar zenginlik olarak görülmeli, özgürlükler dolayısıyla hiç bir yerde bölünme olmamıştır, olmaz. Devlet hariç her şey konuluşur, konuşulmalı. Bu aşılabilirse çözüme gidebiliriz” dedi.
KüRTLERE ONURLARI İADE EDİLMELİ
Kürt meselesinde çözüm önerileri dile getirilirken, kısa vadeli siyasi çıkarlar uğruna hassas olan konunun siyasete alet edilmemesi gerektiğini belirten Ogan şunları söyledi:
“Böylesi bir yaklaşım başta bölge halkı olmak üzere tüm Türkiye’ye zarar verir. Düşman yaratarak değil, suçlayıcı üslupla değil, yürütmenin elini kolunu bağlayacak taleplerde bulanmadan, güzel adımları destekleyerek hareket etmeliyiz. Kürt sorunu bugünden yarına çözülecek bir sorun değildir. çünkü bugün çıkmış bir sorun değil, çözümü de zamanla olacaktır. Yeni dönem ve yeni siyasette şiddete kesinlikle karşı olunmalı. En önemli değer ötekileştirmemek. Yük ve bağajlarımızdan kurtulmalıyız. Bölgede ‘öldüren devlet’ anlayışı silinmeli, ‘yaşatan devlet’ anlayışı güçlendirilmeli. Demokratik açılımla pozitif adımlar atıldı. Artık sorun farklı bir düzlemde değerlendirilebiliniyor. Ama bazı sorunlar hala devam ediyor. Ana dilde eğitim, adı değiştirilen yerler, boşaltılan köyler benzeri sorunlar devam ediyor. Demokratik açılım daha cesur adımlarla devam etmeli. Türk kesiminin korkularını gidermek, Kürt kesiminin onurlarını iade etmek ve güvenlerini kazanmak sorunun çözümünde formül olabilir. Korkuya dayalı algılar kolay kolay değişmiyor. Kürtlerin asker algısı çok menfi olduğu gibi, Türklerin Kürt algısı da menfi. Bu algıların değiştirilmesi yolunda çaba sergilenmelidir. Kürt’e onurunu iade eden, Türk’ün tereddütlerini izole eden bir formül geliştirilmeli. Devlet Kürtlerle barışmalı, Kürtlerde küskünlük travmasını atmalı. PKK tektipleştirici, seküleştirici ve dini dışlayıcı bir yaklaşımla hareket ediyor. Bölgede artık herkes İslam’ı ve dini eleştiriyor. Sadece seküler zihniyeti temsil eden PKK varmış gibi konuşuluyor. Bölgenin dini ve geleneksel yapısını gözardı etme temayülü de sorgulanmalı. Geleneksel din kurumları ve aktörleri yeniden ele alınmalı”
KüRTçE TABELALARDAN KORKMAMALIYIZ
Ogan, sorunun çözümünde sivil toplum örgütlerinin daha fazla insiyatif alması gerektiğini belirtti. Ogan, , anadilde eğitim denilemiyorsa bile anadil eğitiminin önünün açılmalı gerektiğini, Kürtçe enstitüler yanında Kürtçe eğitimine öncelik tanıyan özel okullara müsaade edilmesi gerektiğini, bazı özel okullarda Kürtçe eğitim yapılması gerektiğini kaydetti. Kürtçe’nin tabelalarda kullanılmasından rahatsızlık duyulmaması gerektiğini dile getiren Ogan, şöyle dedi:
“Bazı bölgelerde tüm tabelalar İngilizce olabiliyorken, Kürtçe’den korkmanın bir anlamı yok. Makedonya örneğinde olduğu gibi mesela Gostivar’da Makedonca, Arnavutça ve Türkçe tabelalar var. Bizler Almanya’da Türkçe için mücadele ediyoruz. Burada da kardeşlerimiz için aynı talepleri niçin savunmayalım. Anayasa metni çok önemli ama zihniyet değişmeden yol alınamaz. Dil, kültür, tarih benzeri unsurlarda değişmeli. Kürtler bu dil, tarih ve kültürde kendini göremiyor. Hafızasızlaştırma ve dilsizleştirme var. İdari yapı devlet yeniden yapılandırılırken kültür, dil ve tarih tezleri de yeniden yapılandırılmalı. Türk ve Kürt tarihleri yeniden okunmalı, Anayasa bütün etnisitelere eşit bir mesafede olmalı. 66’ıncı maddedeki vatandaşlık tanımlaması değiştirilmeli, resmi dil merkezde tek olmalı ama ana dilini herkes özel sektör üzerinden öğrenebilmelidir”
DTK VE BDP’YE UYARI
Sonuç bildirgesinin okunmasından sonra bir gazetecinin “Demokratik Toplum Kongresi sorunun çözümü için demokratik özerkliği öneriyor, siz ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Ayhan Ogan, şöyle yanıt verdi:
“Bu meseleyi ne siyasi çıkarlar uğruna, ne bölge halkına ne de Türkiye’ye zarar verecek bir duruma sürüklememek lazım. Bazı haklı taleplerimizi de uygunsuz bir zamanda, uygunsuz bir üslupla söylediğiniz zaman mesela ‘biz iki dilli tabela yöntemini yasal düzenlemeler yapılmasını beklemeden hayata geçireceğiz’ diye söylemek demokrasi ve hukukla pek bağdaşmayan bir yaklaşımdır. Bunun gibi ülkenin şimdi kaldıramayacağı konuları tartışmaya getirmek gerilimi tırmandırmak belki siyasi olarak oy kazandırabilir ama Kürt meselesinin çözümüne katkı sunmaz. Her şey bütünleştirici bir dil üzerinden yürütülürse daha faydalı olur ve kısa zamanda neticeye ulaştırır. Ayrıştırıcı olan, ayrıştırıcılığı çağrıştıran hiç bir proje ve üslup kullanmamalız” dedi.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu ise, bölgedeki sorunların ne tek başına hükümetin, ne bir siyasi partinin veya başka bir grubun altından kalkabileceği türden olmadığını söyledi. Ensarioğlu, şöyle dedi:
“Türkiye’de demokrasi isteyen her kesimin, Türkiye’de değişim istemeyenlerin karşısında güçlü bir blok oluşturması gerekiyor. Türkiye’de önce çoğulcu sivil bir anayasa gerekiyor. Bu oluşturulduktan sonra bu demokratik iklim içinde herkes kendini farklı şekilde tanımlayabilsin, yaşayabilsin. Kimi özerklik isteyebilir, kimi ana dilde eğitim istiyebilir, kimi ana dilde eğitim isteyebilir. Anadilde eğitim konusu Kürtlerin ortak talebidir. Ana dilde eğitim başta olmak üzere, anayasal vatandaşlık tanımının yeniden düzenlenmesi, yer isimlerinin iade edilmesi gerekiyor” (DHA)